<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	>

<channel>
	<title>Nöroloji / Psikiyatri ile ilgili anladığınız dilden her şey</title>
	<atom:link href="http://www.norolojiportali.info/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.norolojiportali.info</link>
	<description>Nöroloji ve Psikiyatri ile ilgili her şey</description>
	<pubDate>Wed, 17 Jun 2009 13:07:56 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.7.1</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Yeni Epilepsi İlacı Denemeleri</title>
		<link>http://www.norolojiportali.info/yeni-epilepsi-ilaci-denemeleri</link>
		<comments>http://www.norolojiportali.info/yeni-epilepsi-ilaci-denemeleri#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 17 Jun 2009 13:07:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>

		<category><![CDATA[Epilepsi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.norolojiportali.info/?p=47</guid>
		<description><![CDATA[Epilepside yeni ilaç umudu - Rapamycin]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hayvanlarda yapılan bir deneyde, organ transplantasyonunda kullanılan bir ilacın çocukluk dönemi epilepsisine iyi gelme olasılığı gözlendi.<br />
New Jersey Devlet Üniversitesinden yapılan açıklamada, Rapamycin isimli bir ilaç kortikal displazili (beyin form bozukluğu)farelerde krizleri durdurabiliyor.<br />
Çalışmada, farelere rapamycin isimli ilaç yiyeceklerle birlikte verildi. Sonuçta, ilacın farelerde etkili olduğu gözlendi. Şimdilik insanlar üzerinde denemelere başlanmadı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.norolojiportali.info/yeni-epilepsi-ilaci-denemeleri/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Depresyonun Genle Alakası Yok</title>
		<link>http://www.norolojiportali.info/depresyon-gen</link>
		<comments>http://www.norolojiportali.info/depresyon-gen#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 17 Jun 2009 12:48:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>

		<category><![CDATA[Depresyon]]></category>

		<category><![CDATA[Major Depresyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.norolojiportali.info/?p=44</guid>
		<description><![CDATA[Depresyon ve Gen ilişkisi yanlışmış.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüze kadar modern psikiyatri çevrelerinde geniş kabul gören, kişinin yaşadığı stresler sonucunda depresyona girmesine yol açan “depresyon geni” teorisi yapılan yeni bir araştırma ışığında ortadan kalkabilir.<br />
2003 yılında, geniş kabul gören bir araştırmanın sonucunda, kişinin yaşayacağı duygusal zorluklar ve stres sonrasında bir genin harekete geçerek serotonin seviyelerini etkileyerek kişiyi “major depresyon”a sokma riski olduğu  yolunda açıklamalar yapılmıştı. National Institute of Mental Health’e göre, günümüzde bu araştırmayı onaylamak için yapılan araştırma sonuçları, gerçekte durumun böyle olmadığını gösteriyor.<br />
Bilim insanları, The Journal of the American Medical Association dergisinde yaptıkları yayın ile sözkonusu 5-HTTLPR (serotonin taşıyıcısı genin genetik varyasyonu) geninin depresyon riskiyle hiçbir alakası olmayabileceğini açıkladı.<br />
Araştırma ekibi, 2003 yılından günümüze toplam 14 ayrı araştırmanın verilerini tekrar inceledi. 14,250 hastadan 1,769 u depresyon yaşamış, 12,481 i yaşamamıştı.<br />
Orijinal yazı http://www.norolojiportali.info sitesinde yayınlanmaktadır.<br />
Analizlerin sonucu stresli bir yaşantının tüm çalışmalarda depresyona etkisi olduğunu onayladı. Ancak, araştırma ekibi major depresyonla, depresyon geni olarak düşünülen gen arasında hiçbie bağlantı kuramadı.<br />
Bu sonuçların çok önemli olduğu, buna göre hem ilaç geliştirmeleri, hem tedavi yaklaşımları hem de adli tıp gibi kurumlarda bu yeni gelişmenin gözönünde tutulması gerektiği açıklandı.<br />
<strong></strong></p>
<p><strong>Bazı Depresyon Belirtileri</strong></p>
<p>Eğer kendinizde aşağıdakilerden birşeyler buluyorsanız, doktorunuza danışmanızda fayda olabilir. Aşağıdaki belirtiler depresyon için genel belirtilerdir, ancak depresyon her kişide farklı şekilde oluşabilir.<br />
Sürekli mutsuzluk hissi, yorgunluk hissi<br />
Çaresizlik hissi<br />
Suçluluk hissi, kendinizi değersiz ve çaresiz hissetme<br />
Sex de dahil olmak üzere önceden sevdiğiniz şeylerden zevk alamamak veya ilgi yitirmek<br />
Bitkinlik<br />
Konsantrasyon, hatırlama ve karar verme güçlüğü<br />
Uyku problemleri, insomnia, çok erken uyanma veya çok fazla uyuma<br />
Kilo alma veya vermeyle sonuçlanan iştah değişiklikleri<br />
İntihar ve ölüm düşüncesi veya intihar girişimi <span style="color: #800000;">(Bu gibi durumlarda mutlaka vakit kaybetmeden 112 acil servisi arayınız)</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.norolojiportali.info/depresyon-gen/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Bipolar Bozukluk (MANİK DEPRESİF)</title>
		<link>http://www.norolojiportali.info/bipolar-bozukluk-manik-depresif</link>
		<comments>http://www.norolojiportali.info/bipolar-bozukluk-manik-depresif#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 17 Jun 2009 07:08:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Depresyon]]></category>

		<category><![CDATA[bipolar]]></category>

		<category><![CDATA[Major Depresyon]]></category>

		<category><![CDATA[Vagus Nerve Stimulation]]></category>

		<category><![CDATA[VNS]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.norolojiportali.info/?p=36</guid>
		<description><![CDATA[Bu yazı bipolar (manik depresif) hastalık ile ilgili çok kapsamlı bilgiler içerir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>BİPOLAR BOZUKLUK ( MANİK DEPRESİF HASTALIK ) NEDİR</strong></p>
<p> </p>
<p>Bu hastalık tüm dünyada 50 kişiden birini etkileyen ve nispeten sık görülen bir bozukluktur. Bipolar bozukluğu olan kişi, sıklıkla duygu durumunda aşırı yükselmelerden ( duygu durum yükselmesi veya mani ) çöküşlere ( depresyon ) ve yine yükselmelere dönüşen ve çoğu zaman aralarda normal duygudurum dönemleri bulunan dalgalanmalar yaşar.</p>
<p> </p>
<p><strong>KİMLER BİPOLAR BOZUKLUĞA YAKALANIR?</strong></p>
<p> </p>
<p>Bipolar bozukluk genelde ergenlik döneminde ya da erişkinlik döneminin başında başlar ve yaşam boyu sorun olmaya devam edebilir. Erkek ve kadınlarda eşit oranda görülür ve ırk, eğitim, meslek veya gelir düzeyi sebebiyle farklılık göstermez.</p>
<p> </p>
<p><strong>SEBEPLERİ</strong></p>
<p> </p>
<p>Bipolar bozukluk, şeker ya da kalp hastalığı gibi tıbbi bir hastalıktır ve kişinin beynini dolayısıyla da ruh durumunu etkilemektedir. Bu rahatsızlığa sahip olmak kimsenin suçu ya da hatası değildir.</p>
<p> </p>
<p>Bipolar bozukluğun nedeni kesin olarak bilinmemektedir. Ancak araştırmalar, beyinde duygudurumun normal düzeyde kalmasını etkileyen bazı anormallikler olduğunu göstermiştir.</p>
<p> </p>
<p>Bipolar bozukluk ailelerde nesiller boyu görülme eğilimi göstermektedir ve Bipolar bozukluğun bir çok olguda kalıtım yoluyla geçtiği düşünülmektedir. Bipolar bozukluğu olan kişilerin üçte ikisinden fazlasının, bu bozukluğu ya da depresyonu olan en az bir yakın akrabası vardır. Buda genetik faktörlerin önemli olduğunu düşündürmektedir. Fakat yinede bu hastalığa sahip bireylerin çocuklarında ne oranda görüleceği bilinememektedir.</p>
<p> </p>
<p><strong>BİPOLAR BOZUKLUĞUN BELİRTİLERİ NELERDİR?</strong></p>
<p> </p>
<p><strong>MANİ</strong></p>
<p> </p>
<p>Mani doktorların anormal olarak yükselmiş veya “taşkın” duygudurumu tanımlamak için kullandıkları deyimdir.</p>
<p> </p>
<p>Mani belirtileri her bireyde farklı olabilir. Bir manik dönemin erken evrelerinde, kişiler hipomani adı verilen küçük duygudurum yükselmeleri yaşayabilir ve son derece aktif olmalarına yol açan enerji artışı hissedebilirler. Ayrıca “kendilerini çok iyi hissetme” duygularıyla dolar (örn: En büyük benim), fiziksel ve zihinsel verimlilikte artış gösterirler. Buna ek olarak, mani sırasında son derece konuşkan, daha girgin olurlar ve çoğu zaman çok az uykuya gereksinim duyarlar.</p>
<p> </p>
<p>Hipomanik dönemler kişiye eğlenceli ve verimli geldiğinden, hastalar bazen davranışlarının olağan dışı olduğunu fark etmezler. Çoğu zaman bir sorun olduğunu ilk fark eden dostlar, aile ya da iş arkadaşları olur.</p>
<p> </p>
<p>Maninin şiddeti arttıkça çoğu zaman kişinin muhakemesi büyük ölçüde bozularak, ani dürtüsel kararlar vermesine ve pervasız davranışlara kapılmasına yol açar. (örn; aşırı para harcama, gelişigüzel cinsel ilişki veya tehlikeli araba kullanma) manik dönem sırasında öfke, aşırı şüpheci ve hatta saldırgan davranış hiç de nadir değildir.</p>
<p> </p>
<p>Çok şiddetli mani dönemlerinde, kişi hezeyanlar (örn; yanlış inançlar) yada varsanılar (örn; sesler duyma veya görüntüler görme) gibi psikotik belirtiler yaşayabilir.</p>
<p> </p>
<p>Mani belirtileri her bireyde farklı olmaktadır.</p>
<p>En sık görülen Mani belirtilerden bazıları şunlardır;</p>
<p> </p>
<p>• Çok enerjik olma</p>
<p>• Kolayca sinirlenme</p>
<p>• Çok az uykunun yeterli olması</p>
<p>• Her zamankinden ve herkesten daha önemli olduğunu hissetmesi</p>
<p>• Zihnin yeni ve heyecan verici fikirlerle dolması</p>
<p>• Daha konuşkan olma</p>
<p>• Aşırı harcama</p>
<p>• Kişiliğine özgü olmayan davranışlarda bulunma</p>
<p> </p>
<p><strong>DEPRESYON</strong></p>
<p> </p>
<p>Bipolar bozuklukta depresif duygudurum herkesin hemen her gün yaşayabileceği üzgün ve isteksiz olma halinden farklıdır.</p>
<p> </p>
<p>Bipolar depresyonda, depresif duygular olağan üzüntülerden daha ağırdır,; daha uzun süre devam eder ve kişinin günlük etkinliklerini yerine getirmesini zorlaştırır.</p>
<p> </p>
<p>Depresyonu olan kişiler, çoğu zaman iştahta değişiklik, uyuyamama veya aşırı uyuma ya da enerji azlığı gibi fiziksel belirtilerin eşlik ettiği hüzünlü bir duyguduruma sahiptirler. Ayrıca, dikkatlerini toplamakta, karar vermekte güçlük yaşayabilir, huzursuz hissedebilir veya sakin biçimde oturamayabilirler.</p>
<p> </p>
<p>Umutsuzluk ve çaresizlik duyguları Bipolar depresyon sırasında yaygındır ve hastalar geleceğe ilişkin son derece olumsuz düşüncelere sahip olabilirler. Ayrıca aile ve arkadaşlarından uzaklaşabilir ve yıkanma hatta evden dışarı çıkma gibi olağan günlük etkinlikleri bile yerine getirmeyebilirler. Bipolar depresyon sırasında intihar ve ölüm düşünceleri de sık görülür. Bipolar bozukluğu olan kişilerin yaklaşık %25 – 50 si en az bir kez intihar girişiminde bulunmaktadır.</p>
<p> </p>
<p>En sık görülen Mani belirtilerden bazıları şunlardır;</p>
<p> </p>
<p>• Uyuyamama veya aşırı uyuma</p>
<p>• Suçluluk duygusu</p>
<p>• Azalmış enerji</p>
<p>• Zevk alma veya ilgi kaybı</p>
<p>• Dikkatini toplamakta güçlük</p>
<p>• Huzursuzluk ya da ajitasyon</p>
<p>• İştahta artma ya da azalma biçiminde değişiklik</p>
<p>• Ölüm veya intihar düşünceleri</p>
<p> </p>
<p><strong>KARMA DÖNEMLER NEDİR?</strong></p>
<p> </p>
<p>Karma dönemler, bir kişide aynı zamanda ortaya çıkan mani ve depresyon belirtileri bileşimini tanımlamak için kullanılan bir terimdir. Örneğin bir karma dönem çoğu zaman gerginlik ve huzursuzluk, kaygı, diken üstünde olmak, fikir uçuşmaları, dürtüsellikte artış, çökkün veya isteksiz duygudurum ve intihar düşüncelerini içerir. Bir karma dönem sırasında, bir manik dönemde olduğu gibi coşkulu veya huzursuz hissedebilir, ancak aynı zamanda gücü her şeye yeten biri gibi değil, aşırı duyarlı ve çökkün hissedebilir.</p>
<p> </p>
<p><strong>BU BOZUKLUK ZAMAN İÇİNDE NASIL GELİŞİR?</strong></p>
<p> </p>
<p>Mani ve depresyon dönemlerinin zaman ve sayısı her kişide farklılık gösterebilir. Mani ve depresyon dönemleri birkaç gün sürebileceği gibi aylarca de devam edebilir. Zamanla dönemler sıklaşır; bu nedenle de bozukluğun süresi uzadıkça dönemler arasındaki süre kısalmaktadır.</p>
<p> </p>
<p>Bipolar bozukluğu olan kişilerin çoğu yaşamları boyunca yaklaşık 8-10 kere mani ve depresyon dönemi yaşamaktadır. Ancak bazı kişiler daha sık hastalık dönemi yaşayabilmektedir. 12 aylık bir dönem içinde 4 veya daha fazla dönem yaşayan kişilerin “hızlı döngülü” Bipolar bozukluğu oldu söylenir. Bipolar bozukluğu olan kişilerin %15-20 sinde hızlı döngülü hastalık tablosu gelişir.</p>
<p> </p>
<p><strong>BİPOLAR BOZUKLUK TEDAVİ EDİLEBİLİRMİ?</strong></p>
<p> </p>
<p>Diyabet ve kalp hastalığı gibi, Bipolar bozukluk da tedavi edilebilen bir hastalıktır. Bipolar bozukluğun mani ve depresyon belirtilerini kontrol altına alabilen ya da önleyebilen etkili tedaviler bulunmaktadır. Bunun yanı sıra, araştırmalar tedavi sürecini sürekli olarak arttırmaktadır.</p>
<p> </p>
<p><strong>BİPOLAR BOZUKLUK NASIL TEDAVİ EDİLİR?</strong></p>
<p> </p>
<p>Bipolar bozukluğun temel tedavisi ilaçlarla yapılır. Çoğu zaman hem manik hem depresif belirtileri kontrol altına almak için tek ilaç yeterli olmayabilir bu nedenle birden fazla ilaç kullanılması gerekebilir. İlaç tedavisinin temel hedefi manik ve depresif dönemlerin sayısını azaltmaktır. Hastanın dönem sayısı ne kadar fazla olursa, belirtilerin tedaviye dirençli hale gelmesi olasılığı o kadar artacaktır.</p>
<p> </p>
<p>Bir diğer tedavi şekli ise psikolojik tedavi veya psikoterapi dir. Bu genelde “konuşma tedavileri” olarak adlandırılır ve Bipolar bozukluğu olan kişilere büyük yarar sağlayabilir. Psikoterapi ilaç tedavisiyle birlikte kullanıldığında, kişinin ve ailenin bu bozukluğu anlamalarına ve yaşamlarını yeniden kurmalarına yardımcı olmaktadır.</p>
<p> </p>
<p>Doktorlar Bipolar bozukluğun tedavisinde iki önemli evre olduğunu kabul ediyor;</p>
<p> </p>
<p>- Akut ya da kısa süreli tedavi ve</p>
<p>- İdame tedavisi ya da koruyucu tedavi</p>
<p> </p>
<p>Tedavinin akut evresinde amaç, manik, depresif ya da karma dönem belirtilerinin tedavi edilmesidir. İdame tedavisi, sonraki dönem ya da nüksleri önlemek amacıyla tedavinin daha uzun süreli devam ettirilmesi demektir.</p>
<p> </p>
<p><strong>BİPOLAR BOZUKLUĞU TEDAVİ ETMEK İÇİN HANGİ İLAÇLAR KULLANILIR?</strong></p>
<p> </p>
<p>Bipolar bozukluğu tedavi etmek için başlıca 3 tip ilaç kullanılır. Duygudurum dengeleyicileri, antidepresanlar ve antipsikotikler. Uyku sorunlarında yardımcı olmak ya da anksiyete ve panik atakları gibi diğer sık karşılaşılan sorunları tedavi etmek amacıyla başka ilaçlar da yazılabilir.</p>
<p> </p>
<p>Bipolar bozukluğun tüm evrelerinde, belirtileri kontrol altına almak için birden fazla ilaç kullanımı ya da zaman içinde dozun değiştirilmesi de sık görülen bir durumdur. Bunun nedeni, belirtileri kontrol altına almak için tek ilacın yeterli olmaması ve belirtilerin hastalığın evresine göre farklılık göstermesi olabilir.</p>
<p>Mani/Hipomani               Antipsikotikler ve/veya Benzodiazepinler ve/veya lityum ve/veya diğer duygudurum dengeleyicileri (Çoğunlukla birden fazla ilaç gerekmektedir)</p>
<p> Depresyon        Antidepresanlar - çoğunlukla Lityum veya diğer duygudurum dengeleyicilerle birlikte - eğer gerçeği değerlendirmekte bozulma varsa antipsikotikler eklenir. (Çoğunlukla birden fazla ilaç gerekmektedir)</p>
<p> İdame Tedavisi                Yalnızca Lityum</p>
<p>Lityum + antipsikotik</p>
<p>Lityum + duygudurum dengeleyicileri</p>
<p>Yalnız duygudurum dengeleyicileri</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p>Bipolar bozukluğu olan kişilerin çoğu iki veya daha fazla ilaca gereksinim duyduğundan, an uygun ilaçların en uygun dozlarını bulmak biraz zaman alabilir. Bu birkaç hafta ila birkaç ay sürebilir.</p>
<p> </p>
<p>Size herhangi bir ilaç verildiğinde doktorunuzun size aşağıdaki bilgileri vermesi önemlidir.</p>
<p> </p>
<p>- Tedavinin etkileri ve amacı</p>
<p>- İlacın ne kadar sürede etki göstereceği</p>
<p>- Tedavinin yan etkileri ve bunlar ortaya çıktığında ne yapmak gerektiği</p>
<p>- Bu ilacı kullanırken kaçınılması gereken besinler, içecekler, diğer ilaçlar ya da etkinlikler.</p>
<p> </p>
<p>Herhangi bir ilaç tipini kullanırken, bazı kişiler istenmeyen etkiler yaşarlar, bazıları da hiç yaşamayabilir. Yan etkiler genelde tedavinin erken döneminde daha fazla görülebilmektedir. Ve ilaç kullanımı devam ettikçe azalmakta ya da ortadan kalkmaktadır. Bunun yanı sıra, doktor dozu değiştirebilir ya da yan etkilerden kaçınmak ve azaltmak amacıyla, farklı bir ilaç deneyebilir. Kullanmakta olduğunuz ilaçların olası yan etkileriyle ilgili daha fazla bilgi almak için, her yeni ilaç paketiyle gelen prospektüs bilgilerine bakınız ama bu prospektüs bilgilerinin çoğu nadir olan tüm yan etki olasılıklarını sıraladığını da unutmayınız. Prospektüste ilginizi çeken her konuyu doktorunuza danışmaktan çekinmeyiniz.</p>
<p> </p>
<p>Eğer yeni bir ilaca başladıktan sonra herhangi yeni belirti ya da sorun yaşarsanız, bunu mutlaka doktorunuza bildiriniz.</p>
<p> </p>
<p><strong>DUYGUDURUM DENGELEYİCİSİ NEDİR?</strong></p>
<p> </p>
<p>Duygudurum dengeleyicileri, Bipolar bozukluk tedavisinin temel unsurlarıdır. Bu ilaçlar, mani, hipomani ve karma dönemlerin akut belirtilerini tedavi etmek için kullanılmaktadır ve bazı olgularda aynı zamanda depresif belirtilerin şiddetini azaltabilmekte ve depresyondan mani ya da hipomani ye geçişi önleyebilmektedir. Duygudurum dengeleyicileri ayrıca, uzun dönemli koruyucu tedavi sırasında hastalığın daha ileri dönemlerinin tekrarlanmasını önlemek için de kullanılır.</p>
<p> </p>
<p>En yaygın kullanılan Duygudurum dengeleyicilerinin biri “lityum” dur. Hem manik, hem depresif belirtilerin kontrolünde kullanılabilmektedir ve başka belirtilerin tekrar ortaya çıkmasını önlemeye yardımcı olmaktadır. Kandaki lityum düzeyinin kontrol edilmesi önemli olduğundan, lityum alan kişilerin düzenli kan testi yaptırması gerekmektedir. Lityum tedavisinin en sık görülen istenmeyen etkileri arasında, aşırı su içme ve idrar yapma, kilo artışı, mide-bağırsak rahatsızlıkları, baş ağrısı ve titreme sayılabilir. Bu yan etkiler çoğunlukla hafif olup, normalde tedavinin ilk birkaç haftasında görülmekte ve daha sonra yatışmaktadır. Uzayan tüm belirtileri, özellikle kusma, sendeleme ya da bulanık görme varsa derhal doktorunuza bildirmeniz gerekmektedir.</p>
<p> </p>
<p>Lityum hastalık belirtilerini ortadan kaldırmakta yetersiz kaldığında ya da ilaca bağlı yan etkilerin sürekli olması halinde, doktor, “karbamazepin” ya da “valporat” gibi alternatif bir Duygudurum dengeleyicisi yazabilir. Her iki ilaç da aslında epilepside kullanılmak için geliştirilmiştir, ancak hem akut maninin tedavisinde hem de sürdürüm tedavisinde yararlı olmaktadır. Daha iyi bir etki sağlamak için çoğu zaman bu ilaçlar lityum ile birlikte de kullanılmaktadır.</p>
<p> </p>
<p>Bu iki ilacın yan etkileri arasında, baş ağrısı sersemlik, mide sorunları ve denge sorunları sayılabilir. Ayrıca, valporat ile saç dökülmesi ve kilo artışı görülebilirken, karbamazepin, deri dökülmeleri ve akyuvar sayısında azalmalara (agranülositoz) neden olabilmektedir.</p>
<p> </p>
<p>Burada bahsedilen tüm ilaçlar, diğer ilaçlarla etkileşim gösterebilir. Eğer bu ilaçları alıyorsanız, başka herhangi bir reçeteli veya reçetesiz ilacı almadan önce mutlaka doktorunuza danışmanız gerekir.</p>
<p> </p>
<p>“Lamotrijin”, Bipolar bozuklukta yararlı olduğu bilinen diğer bir epilepsi ilacıdır. Bipolar depresyonun yinelemesini önlemede etkili bulunmuştur. Yan etkileri olarak, sakarlık, deri döküntüsü, baş dönmesi, sersemlik, baş ağrısı ve bulantı veya kusma sayılabilir.</p>
<p> </p>
<p>Bu ilaçta deri dökülmeleri normal olarak hastaların %5-10 unda görülmektedir ve kullanan 1000 kişiden birinde yaşamı tehdit edici olabilmektedir. Özellikle valporat ile birlikte kullanımında etkileşim açısından dikkatli olunmalıdır.</p>
<p> </p>
<p>Epilepside kullanılan bazı ilaçlar Bipolar bozukluğa iyi geldiği için diğer anti epileptik ilaçlar üzerinde araştırmalar yapılmaktadır.</p>
<p> </p>
<p><strong>BİPOLAR BOZUKLUĞU TEDAVİ ETMEK İÇİN KULLANILAN ANTİDEPRESANLAR</strong></p>
<p> </p>
<p>Antidepresanlar, Bipolar bozukluğun depresyon evresini tedavi etmek amacıyla Duygudurum dengeleyicileri ile birlikte kullanılır. Ancak antidepresanlar tek başına kullanıldığında, duygudurumda depresyondan mani ve hatta hızlı döngüye geçişe neden olma bakımından yüksek risk taşımaktadır. Bu nedenle genellikle en az bir duygudurum dengeleyicisi (lityum yada antiepileptik ilaç) ile birlikte kullanılmaktadır.</p>
<p> </p>
<p>Farklı biçimlerde çalışan bir çok antidepresan bulunmaktadır. Etkileri hemen hemen eşittir ve uygun biçimde kullanan kişilerin %60-70 inde etkili olmaktadır. Tek ilaç etkili olmadığı durumlarda genelde iki ilaç beraber alınır ve hastalar ilaçlara %90 oranında yanıt verirler. Hastanın ilacın etkisini görmesi en az 2-3 hafta ve antidepresanın tam etkisini göstermesi 6 haftayı bulmaktadır.</p>
<p> </p>
<p>En sık kullanılan antidepresan grupları şunlardır;</p>
<p> </p>
<p>- Trisiklikantidepresanlar (TCA)</p>
<p>- Monoamin oksidaz inhibitörleri (MAOI)</p>
<p>- Seçici serotonin gerialım inhibitörleri (SSRI)</p>
<p>- Bupropin (Türkiye’de sigara bağımlılığı tedavisinde kullanılmaktadır)</p>
<p> </p>
<p><strong>ANTİPSİKOTİKLER NASIL YARDIMCI OLUR?</strong></p>
<p> </p>
<p>Antipsikotik (nöroleptikler) ilaçlar, psikotik denilen varsanılar ( hayali görüntü ses ya da kokular ) ve sanrılar ( aksi kanıtlandığı halde değiştirilemeyen sabit düşünceler ) gibi gerçek dışı belirtileri kontrol altına almak amacıyla Bipolar bozukluğun manik döneminde ya da ağır depresyonda kullanılmaktadır. Bu ilaçlar tablet olarak ya da kalçadan iğne şeklinde alınabilir. Ayrıca “depo” olarak adlandırılan 2-4 haftada bir kalçadan uygulanan şekilleri de vardır. Antipsikotik ilaçlar iki tipe ayrılabilir.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p>- Birinci kuşak veya “tipik” antipsikotikler</p>
<p>- İkinci kuşak veya “atipik (yeni)” antipsikotikler</p>
<p> </p>
<p>Bu tür ilaçların bazı yan etkileri arasında, ağız kuruluğu, kabızlık, bulanık görme ve zihin bulanıklığı sayılabilir. Ayrıca genel olarak istenmeyen kas sertliği, kasılmalar, huzursuzluk, yerinde duramama, ellerde titreme veya uyku artışına sebep olur.</p>
<p> </p>
<p><strong>BİPOLAR BOZUKLUĞU TEDAVİ ETMEK İÇİN BAŞKA HANGİ İLAÇLAR KULLANILABİLİR?</strong></p>
<p> </p>
<p>Anti-anksiyete İlaçları</p>
<p> </p>
<p>Trankilizanlar ya da anksiyete gidericiler olarak da bilinen bu ilaçlar bazen anksiyete veya ajitasyonu kontrol altına almak ve uyku sorunlarına yardımcı olmak amacıyla kullanılmaktadır. Bu ilaçlar hızlı etki göstermekte ve belirtilerin kısa süreli hafiflemesinde etkili olabilmektedir.</p>
<p> </p>
<p>Ancak bağımlılık ya da alışkanlık riski vardır. Alışkanlık yapan etkiler ve neden olduğu yoksunluk belirtilerinden dolayı, bazı kişiler bu ilaçları bırakmaya çalıştıklarında sorunlar yaşayabilmektedir. Bu sebepten anti-anksiyete ilaçları yalnızca gerektiğinde kısa bir süre için yazılır. Genelde kullanılanlar, “diazepam” ve “alprazolam” dır.</p>
<p> </p>
<p>Tiroid İlaçları</p>
<p> </p>
<p>Bazı Bipolar bozuklukları, Tiroid bezi etkinliğinin azaldığı hipotiroidizm tablosu yaşayabilir. Ancak, levotiroksin gibi bir Tiroid hormonu ile tedavi birçok yarar sağlayabilmektedir. Bazı durumlarda, depresif ve manik belirtilerin şiddetinde önemli azalma gözlendiği gibi, yaşam kalitesinde de artış görülebilir.</p>
<p> </p>
<p><strong>BİPOLAR BOZUKLUĞU TEDAVİ ETMEKTE KULLANILAN DİĞER YÖNTEMLER</strong></p>
<p> </p>
<p>İlaçlara ek olarak, başka yöntemler de bulunmaktadır.</p>
<p> </p>
<p>- Elektrokonvülsif Terapi (EKT)</p>
<p>- Transkraniyal Manyetik Stimulatör (TMS)</p>
<p>- Uyku Yoksunluğu</p>
<p>- Işık Terapisi</p>
<p>- Vagus Nevre Stimulation (VNS)</p>
<p> </p>
<p>Elektrokonvülsif Terapi</p>
<p> </p>
<p>EKT, genelde fiziksel sorunları nedeniyle ilaç kullanamayan ( ağır kronik hastalıkları olan yaşlı kişiler vb.), intihar düşünceleri olan ve dirençli tip hastalar için yararlı bir seçenektir. EKT sırasında yaklaşık yarım saniye süreyle beyinden doğru akım geçirilmektedir. Günümüzde bu işlem anestezi altında ve kas gevşetici kullanılarak yapılmaktadır. EKT oldukça güvenlidir ve herhangi bir ilaç tedavisinden daha hızlı etki gösterir. EKT, çoğunlukla, ilaç tedavisiyle kontrol sağlanamayan şiddetli depresyon ve mani atakları için yararlıdır.</p>
<p> </p>
<p>Transkraniyal Manyetik Stimulatör</p>
<p> </p>
<p>TMS, halen depresyon tedavisinde, EKT ye ve muhtemelen bazı ilaçlara daha kabul edilebilir bir seçenek olarak geliştirilmektedir.TMS sırasında, beyin fonksiyonunu etkilemek üzere titreşimli manyetik alanlar kullanılmaktadır. TMS anestezi gerektirmemekte, dolayısıyla hasta ayık kalabilmektedir.</p>
<p> </p>
<p>Uyku Yoksunluğu</p>
<p> </p>
<p>Bir gece veya daha fazla uyanık kalmanın antidepresan etkileri olabilmektedir. Belirli merkezlerde uygulanmaktadır. Doktor tavsiyesi olmadan kesinlikle kendi kendinize uyku yoksunluğuna kalkışmayın.</p>
<p> </p>
<p>Işık Terapisi</p>
<p> </p>
<p>Birkaç saat yüksek yoğunlukta ışığa maruz kalındıktan ( fototerapi ) sonra depresyon belirtilerinde azalma görülebilmektedir. Sonbahar ve kışın günlerin kısalmasından dolayı gün ışığı eksikliği bazı kişilerde “mevsimsel afektif bozukluk” ( SAD ) depresyonunu tetikleyebilmektedir. Bu durum, her gün kısa süreler parlak ışığa maruz kalmak suretiyle tedavi edilebilir. Bu yöntem özel geliştirilmiş araçlarla uygulanmaktadır. Herhangi bir ışığa maruz kalmak yeterli olmayacaktır.</p>
<p> </p>
<p>Vagus Nevre Stimulation</p>
<p> </p>
<p>Anti depresan ilaçlar bazı hastalara yardımcı olsa da, bir çoğu ilaçlara rağmen Depresyon yaşamaya devam etmektedir.</p>
<p> </p>
<p>VNS temelde basit anlatımıyla, boyunun sol bölgesindeki Vagus siniri vasıtasıyla beyine düşük güçte elektrik sinyalleri gönderilmesidir.Beyine ulaşımda Vagus sinirinin seçilmesinin sebepleri; Vagus ta çok az acı fiberleri olması, üzerine uygulanan elektrik sinyallerinin %80 inin doğrudan yukarıya beyine doğru iletilmesi ve elektrotların takılmasının beyinle hiçbir ilgisinin olmaması, sadece boyun bölgesini ilgilendirmesidir.</p>
<p> </p>
<p>Sistem terapiyi iki şekilde uygular. Öncelikle doktorunuz 24 saat boyunca otomatik olarak ve kendiliğinden çalışacak periyodik bir uyarı (stimulasyon) ayarlar. Örnek olarak, cihaz 5 dakika boyunca kapalıdır ve bu 5 dakikanın bitiminde örneğin 30 saniye boyunca beyine elektrik gönderir. Sonra tekrar 5 dakikalık kapalı sürece girer ve bu böylece 7 gün 24 saat sürekli devam eder. Bu durumda hastanın hiç bir şey yapmasına gerek yoktur, her şey önceden belirlendiği şekliyle otomatiktir. İlaçlarda olduğu gibi belli bir saatte belli bir işlem yapmaya gerek kalmaz ve hiçbir dozu kaçıramazsınız çünkü cihaz çalışmak için bir komut veya eylem beklemez.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p>İkinci yöntem ise insan kontrollüdür ve standart çalışmaya ek olarak açılabilir veya kapatılabilir. Bu yöntemde hasta veya hasta yakınları kriz geleceğini hissettiği anda veya kriz esnasında veya krizden çıktıktan sonra toparlanma sürecinin hızlı olmasını sağlamak için, kendilerinde bulunan bir mıknatısı cihaz üzerinden geçirerek ihtiyaca göre uyarı verilmesini sağlar.</p>
<p> </p>
<p>Editör notu : Sistem epilepsi ve dirençli depresyon için FDA onayı almış ve yoğun olarak kullanılmaktadır.</p>
<p> </p>
<p><strong>NE ZAMAN HASTANEYE YATIŞ GEREKİR?</strong></p>
<p> </p>
<p>Hastanede tedavi normal olarak Bipolar bozukluğun şiddetli belirtilerini kontrol altına almak amacıyla kullanılmaktadır. Şiddetli mani sırasında, kişinin kendine ya da başkalarına zarar vermesi ve pervasız saldırgan davranışlarıyla başa çıkmak için profesyonel yardım şarttır.</p>
<p> </p>
<p>Depresyondaki bir hasta, intihar eğilimi gösterdiğinde de hastane tedavisi gerekebilir.</p>
<p> </p>
<p><strong>PSİKOTERAPİ BELİRTİLERİN KONTROLÜNE NASIL YARDIMCI OLUR?</strong></p>
<p> </p>
<p>Bipolar bozuklukla başa çıkabilmeyi başarmak tedavinin en önemli bölümüdür. Psikoterapi, ilaç tedavileriyle birlikte uygulandığında, hastalara ve ailelerine destek, eğitim ve rehberlik sağlamaktadır. Psikoterapi, ayrıca gelişmekte olan bir hastalık döneminin erken belirtilerini saptamaya da yardımcı olur.</p>
<p> </p>
<p>Psikoterapi, bireysel olarak hasta üzerinde yoğunlaşabilir, hastanın ailesini de içerebilir veya benzer sorunları olan hastalara grup olarak da uygulanabilir. Üç tip psikoterapi faydalıdır;</p>
<p> </p>
<p>- Davranış terapisi, Bipolar bozukluk belirtileriyle nasıl uğraşılacağı üzerine yoğunlaşmakta ve kişilerde yeni hastalık dönemlerini ortaya çıkarabilecek streslerle başa çıkmasına yardımcı olabilmektedir.</p>
<p>- Bilişsel Terapi, kişilerin depresif ve yükselmiş duygudurumları sırasında ortaya çıkan çarpık düşünceler ve inançları tanımlamalarına ve karşı koymalarına yardımcı olmaktır. Örneğin depresyon ataklarına eşlik eden aşırı karamsar düşüncelerin üstesinden gelmek için kullanılabilir.</p>
<p>- Kişilerarası Terapi, Bipolar bozukluğun ilişkiler üzerinde yaratabileceği gerilimin azaltılması üzerinde yoğunlaşmıştır.</p>
<p> </p>
<p><strong>BİPOLAR BOZUKLUĞUN YÖNETİMİ</strong></p>
<p> </p>
<p>Durumunuzu Anlamak</p>
<p> </p>
<p>Bipolar bozukluk ve tedavisi hakkında öğrenebileceğiniz her şeyi öğrenin. Araştırarak, doktorunuzla konuşarak ya da bir hasta destek grubuna katılarak hastalığınızın konusunda bir uzman olun.</p>
<p> </p>
<p><strong>TEDAVİNİZDE FAAL BİR ORTAK OLARAK YER ALIN</strong></p>
<p> </p>
<p>Hastalığınızın başarılı tedavisi, siz ve doktorunuz arasında iyi bir ilişki kurulmasına bağlıdır. Randevunuzdan etkili bir şekilde yararlanabilmek için, doktorunuza soracağınız tüm soruları önceden not alın. Doktorunuza her şey hakkında soru sormaktan kaçınmayın. Eğer herhangi bir yan etki yaşarsanız veya durumunuz iyiye gitmiyorsa doktorunuzla açıkça konuşun. Doktorunuza tamamen dürüst olun. Randevunuza bir arkadaş veya aile üyesini de davet etmek konuşulanları unutmamak açısından size yardımcı olacaktır.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p><strong>BİR DUYGUDURUM ÇİZELGESİ KULLANMAK</strong></p>
<p> </p>
<p>Doktorunuzu ziyaret sırasında, özellikle eğer hastaysanız, geçen birkaç haftayı veya ay boyunca yaşadığınız belirtileri hatırlamanız zor olabilir. Duygu durumunuzu günlük olarak kaydetmek, doktorunuzun hangi tedavinin hastalığınız için en iyi olduğuna karar vermesine yardımcı olacaktır.</p>
<p> </p>
<p><strong>ERKEN UYARI BELİRTİLERİNİ FARK ETMEK</strong></p>
<p> </p>
<p>Bir duygudurum atağının erken belirtileri her kişi için farklı olabilir. Kendi erken uyarı belirtilerinizi ne kadar iyi algılarsanız, tam bir atağı önlemek için o kadar hızla yardım alabilirsiniz. Bipolar hastalığı olanlar %70-80 oranında belirtileri fark edebilmektedir. Bir mani veya depresyon atağının erken belirtilerinin bazıları şunlardır;</p>
<p> </p>
<p>- Duygudurumda, uyku, enerji, benlik değeri, cinsel ilgi ve konsantrasyonda hafif değişiklikler</p>
<p>- Yeni projelere girme isteği</p>
<p>- Ölüm düşünceleri (veya ani iyimserlik)</p>
<p>- Giysilerin rengi veya kozmetiklerde ani değişiklikler</p>
<p> </p>
<p><strong>BİR ATAK GELİŞME RİSKİNİ AZALTMAK</strong></p>
<p> </p>
<p>- Uyku düzeninizi koruyun, düzensiz uyku duygudurum değişimlerini tetikleyebilir.</p>
<p>- Fazla alkol veya kafein tüketiminden, ya da uyuşturucu madde tüketiminden kaçının</p>
<p>- Stresli durumlardan kaçının ya da stresle nasıl baş edebileceğinizi öğrenin, gevşeme ve rahatlamaya vakit ayırın</p>
<p>- Günlük alkol, kafein ve reçetesiz satılan bazı nezle, alerji ve ağrı ilaçlarını kullanma konusunda dikkatli olun</p>
<p>- Düzenli egzersiz yapın</p>
<p> </p>
<p><strong>AİLE VE ARKADAŞLAR YARDIMCI OLABİLİR</strong></p>
<p> </p>
<p>Kendinizi daha iyi hissetmeniz, başkalarının yardımıyla daha kolaydır. Aileniz ve arkadaşlarınızın teşviki ve desteği hastalığınız sırasında son derece önemlidir.</p>
<p> </p>
<p>Hipomani sırasında, hastalar davranışlarının olağan dışı olduğunun farkında olmayabilir ya da hasta olduklarını veya tedaviye gereksinim duyduklarını inkar edebilir. Arkadaşlar ve aile, gelmekte olan bir atağın erken uyarılarını fark edebilir ve sizi tedaviye ihtiyacınız olduğuna ikna edebilir.</p>
<p> </p>
<p><strong>BAŞARILI TEDAVİ SİZEDE BAĞLIDIR</strong></p>
<p> </p>
<p>İlaçlarınızı talimatlara uygun olarak almanız çok önemlidir. Sonuçları ne olursa olsun, doktorunuzla tekrar görüşene kadar ilaçlarınızı doktorunuzun söylediği şekilde almanız önemlidir. Kendi kendinize ilaçları veya dozlarını değiştirmeyin.</p>
<p> </p>
<p>Durumunuz iyiye bile gitse doktorunuzla konuşmadan ilaçlarda veya dozda bir değişiklik yapmayın.</p>
<p> </p>
<p>Eğer bir dozu unutursanız, o dozu atlayarak bir sonraki dozunuzu alın, dozu iki katına çıkarmayın.</p>
<p> </p>
<p>Eğer ilacınızı ne zaman alacağınızı hatırlamakta zorluk çekiyorsanız mutlaka bir yerlere not edin ve alarm kurun. Ayrıca ilacınızı her gün aynı saatte almaya özen gösterin.</p>
<p> </p>
<p>Kaynaklar :</p>
<p>İki Uçlu (bipolar) Bozukluğun Tedavisi ve Yönetimi BEAM Paneli</p>
<p>http://www.fda.gov</p>
<p>http://www.epi-med.com</p>
<p>http://www.vnstherapy.com</p>
<p> </p>
<p>Bu yazı sadece bilgilendirme amaçlıdır ve hiçbir tıbbi tedavi kaynağı olarak kullanılamaz. Bu yazıda kendinizden birşeyler bulduysanız mutlaka TIP DOKTORLARINA başvurunuz. Tıp doktoruysanız ve bu yazının yanlış olduğunu veya eksik olduğunu düşünüyorsanız mutlaka mesaj atınız. Tıp doktorlarından gelen her türlü öneri, düzeltme ve makale mutlaka değerlendirilecektir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.norolojiportali.info/bipolar-bozukluk-manik-depresif/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Epilpside CORPUS CALLOSOTOMY Ameliyatı</title>
		<link>http://www.norolojiportali.info/epilepsi-ameliyat</link>
		<comments>http://www.norolojiportali.info/epilepsi-ameliyat#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 17 Jun 2009 06:58:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Epilepsi]]></category>

		<category><![CDATA[EEG]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.norolojiportali.info/?p=34</guid>
		<description><![CDATA[Epilepsi cerrahisinde CORPUS CALLOSOTOMY ameliyatı ile ilgili yazı.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #ff0000;">Uyarı : Bu yazı genel bilgi amaçlıdır. Her geçen gün teknoloji gelişmekte ve yeni yöntemler ve daha iyi başarı oranları sağlanmaktadır. Bu yazı hiçbir şekilde bir TIP DOKTORUnun yerini tutamaz. Bir rahatsızlığınız varsa mutlaka bir doktora başvurunuz.</span></p>
<p> </p>
<p><strong>Corpus Callosotomy</strong></p>
<p> </p>
<p>Corpus Callosum temel olarak beynin derinlerinde bulunan ve beynin iki yarısı arasındaki köprüyü oluşturan sinir fiberleridir. Amacı beynin iki yarısındaki iletişimi ve bilgi geçişini sağlamaktır ancak aynı zamanda krizin bir taraftan diğer tarafa geçmesine de yardımcı olur.</p>
<p> </p>
<p>Corpus Callosotomy ise kısaca Corpus Callosum un kesilmesi veya beynin iki tarafı arasındaki bağlantının koparılması olarak özetlenebilir. Krizler genelde bu operasyondan sonra tamamen bitmese de sadece kaynaklandıkları beyin yarıküresine hapsolarak diğer hemisfere geçemez. Beynin tamamını kapsamayan krizler de daha az şiddetli hissedilir.</p>
<p> </p>
<p><strong>KİMLER CORPUS CALLOSOTOMY İÇİN UYGUNDUR?</strong></p>
<p> </p>
<p>Genelde beyni ayırmak olarak bilinen bu prosedür, çok aşırı ve kontrol edilemeyen epilepsilerde ve aynı zamanda epilepsinin sürekli beynin iki yarısını da etkilediği durumlarda uygulanabilir. Drop-attack ( düşmeli krizler ) tipi krizler çoğu zaman düşme ve çarpmalardan kaynaklı yaralanmalara yol açar. Bu tür durumlarda ve ilaca dirençli ( çoklu ilaç kullanımı sonrasında iyileşemeyen ) olan kişilerde bu ameliyat düşünülebilecek çareler arasındadır.</p>
<p> </p>
<p><strong>AMELİYATTAN ÖNCE NE OLUR?</strong></p>
<p> </p>
<p>Ameliyat öncesinde adaylar yoğun tetkiklerden geçirilir. EEG ( ElectroEncephaloGraphy ) , MRI ( Manyetik Resonans Imaging ) , Kriz takipleri ve çoğu durumda PET ( Pozitron Emission Tomography ) gibi testler uygulanır. Bu testler sayesinde doktorlar krizlerin tam olarak nerden başladığını ( kriz odağını ) ve hangi yollarla nerelere yayıldığını gözlerler. Ayrıca doktor son olarak bu testlerden gelen bilgiler doğrultusunda Corpus Callosotomy için hastanın uygun olup olmadığına, hastanın bu ameliyattan fayda görüp göremeyeceğine karar verir.</p>
<p> </p>
<p><strong>AMELİYAT SIRASINDA NE OLUR?</strong></p>
<p> </p>
<p>Corpus Callosotomy beynin tamamen açığa çıkmasını gerektirir. ( craniotomy – kafatasının kesilerek açılması ). Hasta genel anesteziyle uyutulduktan sonra, kafatasına bir kesik açılarak bir parça kemik çıkartılır ve beyni koruyan zardan bir parça çıkartır. Böylece beyin içine özel cihazları sokacak ve corpus Callosum u ayıracak kadar bir pencere açılmış olur. Cerrah yavaşça beynin iki yarısını kenara çekerek corpus Callosum a ulaşacak boşluk yaratır.</p>
<p> </p>
<p>Bazı durumlarda bu operasyon iki parçaya bölünebilir. İlk operasyonda ön taraftan 2/3 lük kısım kesilerek arkada bir miktar bağlantı bırakılabilir. Bu sayede görsel iletişim devam eder ve bir müddet 2/3 lük kesiğin krizlere iyi gelip gelmediği izlenebilir. Eğer krizlere iyi gelmezse daha sonra ikinci bir ameliyatla kalan kısımda tamamen ayrılabilir.</p>
<p> </p>
<p>Corpus Callosum kesildikten sonra, son olarak kafatası kapatılır ve dikişler atılır.</p>
<p> </p>
<p><strong>AMELİYATTAN SONRA NE OLUR?</strong></p>
<p> </p>
<p>Hasta genelde 2 – 4 gün hastanede kalır. Bu ameliyatı olan çoğu hasta 6 – 8 hafta içinde normal yaşantılarına geri dönebilmektedir. Saçlar uzadığı zaman ameliyat izleri tamamen görünmez olacaktır. Hasta epilepsi ilaçlarını kullanmaya devam edecektir.</p>
<p> </p>
<p><strong>NE KADAR BAŞARILI?</strong></p>
<p> </p>
<p>Corpus Callosotomy, drop attack larda %50 – 75 oranında başarı göstermektedir. Bu sayede yaralanma ve hatta yaralanmaya bağlı ölüm riski azaltılmış olup, yaşam kalitesi yükseltilmiş olur.</p>
<p> </p>
<p><strong>YAN ETKİLERİ NELERDİR?</strong></p>
<p> </p>
<p>Aşağıdaki etkiler ameliyattan sonra görülebilir ama genelde kendi kendilerine yok olmaktadırlar.</p>
<p> </p>
<p>Kafatası rahatsızlıkları</p>
<p>Bulantı</p>
<p>Yorgun ve depresif hissetme</p>
<p>Başağrısı</p>
<p>Konuşma zorluğu, hafıza sorunları</p>
<p> <a href="http://www.norolojiportali.info">http://www.norolojiportali.info</a></p>
<p><strong>RİSKLER NELERDİR?</strong></p>
<p> </p>
<p>Çok sık olmamakla birlikte aşağıdaki riskleri içerir:</p>
<p> </p>
<p>Ameliyattan kaynaklanan riskler; enfeksiyon, kanama, anesteziye alerjik reaksiyon</p>
<p>Beyinde şişlik</p>
<p>Vücudun bir tarafında hissizlik</p>
<p>Koordinasyon eksikliği</p>
<p>Konuşma problemleri</p>
<p>Parsiyel ( beynin tek tarafındaki ) krizlerde artış</p>
<p>İnme-felç</p>
<p> </p>
<p>Bu yazı sadece bilgilendirme amaçlıdır ve hiçbir tıbbi tedavi kaynağı olarak kullanılamaz. Bu yazıda kendinizden birşeyler bulduysanız mutlaka TIP DOKTORLARINA başvurunuz. Tıp doktoruysanız ve bu yazının yanlış olduğunu veya eksik olduğunu düşünüyorsanız mutlaka mesaj atınız. Tıp doktorlarından gelen her türlü öneri, düzeltme ve makale mutlaka değerlendirilecektir.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak : The Cleveland Clinic Health Information Center ilgili makalesinden çevirilerek uyarlanmıştır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.norolojiportali.info/epilepsi-ameliyat/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Uyku Bozuklukları</title>
		<link>http://www.norolojiportali.info/uyku-bozukluklari</link>
		<comments>http://www.norolojiportali.info/uyku-bozukluklari#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 17 Jun 2009 06:49:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>

		<category><![CDATA[PSG]]></category>

		<category><![CDATA[Uyku]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.norolojiportali.info/?p=32</guid>
		<description><![CDATA[Uyku Bozuklukları, Apne, uyku tedavileri.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İlk insanın yaradılışından itibaren tüm insanlar hayatlarının neredeyse üçte birini uyuyarak geçirmektedir. Yeni doğan bebekler günün 18 – 20 saatinde uyurken, erişkin insanlarda bu süre 4 -11 saat arasına düşmektedir. Anadoluda uyusun da büyüsün diye bebeklere söylenen ninnilerin altında yatan gerçeği bugün çok daha iyi anlıyoruz. Gerçekten de büyüme hormonunun en fazla uyku sırasında salgılandığını, uykunun vücudun büyüme ve yenilenmesinde, öğrenme ve bellek fonksiyonlarının gelişmesinde çok önemli bir rol oynadığını bilim insanları ispatladılar.</p>
<p>Uykunun sırları çözülmeye başladı. Bilgisayarların tıp dünyasına girmesiyle karanlıkta kalan tüm bilgiler yavaş yavaş gün ışığına çıkıyor. Gözlemlere dayanan bilgileri artık test etme imkanına kavuştuk. Uyku laboratuvarları uyku hakkındaki bilgilerin doğrularını ve yanlışlarını ayırarak bizlere yepyeni bakış açıları sunuyor.</p>
<p>Bugün artık biliyoruzki uyku eskiden zannedildiğinin aksine pasif bir dinlenme olayı değil, aktif olarak yaşadığımız bir restorasyon olayı. Uykuda gün boyu yıpranan vücudun ve beyin fonksiyonlarının düzenlemesi yapılıyor ve yeni bir güne hazırlık yapılıyor.</p>
<p>Uykuya daldığımız an ile sabah uyandığımız an arasında geçen süre içerisinde her biri 80 – 100 dakika arasında değişen uyku periodlarını 4 – 6 kez tekrar yaşayarak uyanıyoruz. Bu uyku periodları yüzeyel uyku, derin uyku ve REM uykusu dediğimiz rüyaların görüldüğü uyku dönemlerini içermektedir.</p>
<p>Gecenin ilk yarısında vucudun dinlenmesini sağlayan derin uyku ağırlıktayken, sabaha doğru rüyaların görüldüğü REM uyku süreleri daha fazla ağırlıktadır. Bu nedenle kısa süre uyumaya alışmış olan kişiler 4-6 saatlik bir uykuyla yeni bir güne dinç ve dinlenmiş olarak başlayabilmektedirler. Sabahları uyanmaya yakın dönemde görülen rüyaların genelde daha iyi hatırlanması da REM uykusunun sabaha karşı daha uzun süreler devam etmesinden kaynaklanmaktadır.</p>
<p>Sağlıklı uyku sırasında kaslarımız gevşeyerek dinlenirken, tüm sistemlerimiz bir bilgisayar gibi kendini test etmekte ve fonksiyonlarını yeniden düzenlemektedir. Barsak hareketlerimiz yavaşlamakta, karaciğer, böbrek gibi önemli organlarımız günlük streslerin etkisinden kurtulmak için fonksiyonlarını azaltmaktadır. Yapılan çalışmalarda derin uykuda, vücutta protein sentezinin, hücre mitozunun ve büyüme hormonu salgılanmasının arttığı, buna karşılık adrenalin ve kortikosteroidler gibi katabolik, yıkıcı hormonların salgısının azaldığı gösterilmiştir.</p>
<p>Uykunun en ilginç bölümlerinden birisi REM dönemidir. REM döneminde uyanıklıkta olduğu gibi beyin aktiviteleri artmış, göz hareketleri hızlanmıştır. Rüyalarda görülenlerin insanı etkilemesi, sevinç, hüzün, korku, öfke, mutluluk gibi değişik duyguların yaşanması REM döneminin uyanıklığa çok benzemesindendir. Ancak çok önemli bir fark vardır, bu dönemde kaslarımızın büyük bir kısmı felç olmuş gibi gevşektir ve beynimizde fırtınalar kopsa bile yatakta hareketsiz kalırız.</p>
<p>Bu mucizevi dengeyi bozan durumlarda uyku bozuklukları görülür. Uykuda konuşma, uyurgezerlik, uykuda yemek yeme, uykuda diş gıcırdatma, yatakta hareketli yatma, tekrarlayan kol ve bacak hareketleri gibi bir çok tablo ortaya çıkar.</p>
<p>En önemli uyku bozukluklarından birisi de uykuda solunum bozukluklarıdır. Solunum sistemi günün 24 saati boyunca vücudumuzun ihtiyacı olan oksijenin sağlanması için faaliyet göstermektedir. Sağlıklı insanlar nefes alıp verirken çok az bir efor harcarlar ve bu işlemin farkında olmazlar. Nefes alış verişimizin farkına vardığımızda bir sorun var demektir. Nefes darlığının en basit tanımı nefes alış verişinin farkına varılarak yapılmasıdır. Uyku sırasında nefes alışverişinin farkedilir olmasının ilk belirtisi horlamadır. Horlama ile başlayan uykuda solunum bozuklukları, nefes alış verişinin yüzeyelleşmesi ve durmasıyla sonuçlanabilir.</p>
<p>Düzensiz nefes alış verişi ve ve nefes durmasının şiddetiyle paralel olark vücut oksijen eksikliği yaşar. Oksijen sağlıklı yaşamın en vazgeçilmez ihtiyacıdır. Tüm sistemlerin sağlıklı yaşam için oksijene ihtiyacı vardır. Hipoksi dediğimiz oksijen eksikliğinin şiddeti vücutta oluşturacağı harabiyetin şiddetini de belirler. Oksijene en fazla ihtiyaç duyan hassas organlar en önce etkilenir.</p>
<p>Uykuda solunum bozukluğu olan kişiler sabah uyandıklarında yorgun kalkarlar. Uyku sırasında farkında olmadan nefes darlığı çekmişlerdir. Solunum eforunun yorgunluğu ile güne isteksiz ve yorgun başlarlar. Zaman içerisinde sabah baş ağrıları görülebilir. Beyin fonksiyonları berraklığını kaybetmeye başlar. Unutkanlık, isteksizlik, mutsuzluk, gerginlik ve kişilik değişiklikleri görülmeye başlar. Uykuda solunum bozukluğuna bağlı olarak gelişen depresyon, cinsel isteksizlik ve cinsel güçsüzlük önemli sosyal problemlere neden olmaktadır.</p>
<p>Sistemik hastalıklardan bir çoğu uykuda solunum bozukluğu olan kişilerde şiddetlenmeye başlar. Hipertansiyon, kalp damar hastalıkları, diabetes mellitus ve obezite denen aşırı şişmanlık hallerinde uykuda solunum bozukluğu varsa mutlaka tedavi etmek gerekmektedir. Hipertansiyonu olan kişilerde uykuda solunum bozukluğuna bağlı gece ani tansiyon yükselmeleri ve buna bağlı beyindeki anevrizmalarda kanama ve felç tablosu gelişme riski çok artmaktadır.</p>
<p>Uykuda solunum bozukluğu olan kişilerde en sık görülen belirtiler arasında gündüz aşırı uyku hali ve dalgınlık, yaşam kalitesini bozan önemli problemlerdir. Trafik kazalarının en önemli nedenleri arasında sayılan aşırı uyku hali ve dalgınlık ülkemizde her yıl binlerce insanımızın ölmesine neden olmaktadır. Trafik kazalarının önlenmesinde çok etkili olacağı düşünülen, uykuda solunum bozukluğu olan kişilerin tespiti ve tedavi olma zorunluluğu için uzun süredir çalışmalar devam etmekteydi. Bu çalışmalar arasında sürücü belgesi almak isteyenlerde uyku bozukluğunun araştırılmasına yönelik olarak Resmi Gazetenin 26 Eylül 2006 tarih ve 26301 sayılı nüshasında bir yönetmelik yayınlandı. Bu yönetmeliğe göre artık Obstrüktif Uyku Apnesi Sendromu, gündüz aşırı uyuklama hali olan kişiler sürücü olamayacak ancak tedavi olduktan sonra sürücü belgesi alabileceklerdir.</p>
<p>Uykuda solunum bozukluklarının kesin tanısı için tüm dünyada altın standart olarak kabul edilen yöntem polisomnografidir. Yani uyku laboratuvarında yapılan uyku tetkikidir. Bursa’da ilk uyku laboratuvarı Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı bünyesinde 2004 yılı sonunda kurulmuştur. Ocak 2005’ten itibaren düzenli olarak hizmet veren uyku laboratuvarına alınacak hastalar uyku polikliniğinde belirlenmektedir.</p>
<p>Horlaması olan, gündüz aşırı uyku hali olan ve gece uyurken nefes alış verişinde düzensizlik yada durma olduğu bir başkası tarafından görülmüş olan kişiler başta olmak üzere, uyku ile ilgili sorun yaşayan kişiler uyku polikliniğine müracaat etmektedirler. Uyku polikliniğinde ilk görüşme, muayene ve ön tetkikleri yapılan hastalara standart uyku anketleri uygulanmaktadır. Bu değerlendirmeler sonunda uyku testi yapılması gereken hastalar randevu ile uyku laboratuvarına davet edilirler.</p>
<p>Uyku laboratuvarları son derece rahat, konforlu ve modern cihazlarla donatılmış özel yatak odalarıdır. Sessizlik, temizlik, rahatlık, güvenlik ve sistemli çalışma bu laboratuvarların en önemli özellikleridir. Laboratuvara alınan hastalarla bilgisayarlar arasına özel elektrodlarla bağlatı kurulur. Hastalar evlerinde gibi uyurken bilgisayarlar gece boyunca hastaların tüm fonksiyonlarını kaydederler. Bu kayıtları değerlendiren uzmanlar hastanın gece kaç saat süreyle kayıt edildiğini, bu kayıt süresince ne kadar uyuduğunu belirlerler. Uykunun evreleri ayrılır, yüzeyel ve derin uyku süreleri ile REM uyku süreleri belirlenir. Ne zaman ve hangi süreyle yüzeyel uykuda yada derin uykuda olduğu, ne zaman rüyaların görüldüğü REM uykusunda olduğu belirlenebilir. Hastanın sırtüstü mü, yan mı, yüzüstü mü yattığı, horlayıp horlamadığı, nefes alış verişinde zorlanma yada durma olup olmadığı, kalp atışlarının düzenli olup olmadığı, kalp atım hızının hızlı mı yoksa yavaş mı olduğu tespit edilir. En önemli bulgulardan birisi de uyku süresince vücudun oksijensiz yani hipoksik durumda kalıp kalmadığının, kaldıysa süresinin ve şiddetinin belirlenmesidir.</p>
<p>Tüm bu bilgiler detaylı olarak rapor edilir. Hastaya raporla birlikte durumu ile ilgili önerilerde bulunulur. Uykuda solunum durması olan hastaların tümüne Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Uyku laboratuvarı tarafından KBB konsültasyonu istenmektedir. Böylece tedavisi düzenlenirken hastaların üst solunum yollarındaki problemlerin çözümleride yapılmaktadır.</p>
<p>Tüm dünyada uyku çalışmalarında ve araştırmalarında elde edilen sonuçlar, yeni bir bilim dalının doğmakta olduğunun sinyallerini vermektedir. Bu gün tüm branşların uyku ile ilgili gelişmelerden yararlandığını ve bu bilgilerin ışığında daha etkili ve verimli yaklaşımlar geliştirdiklerini görmekteyiz.</p>
<p>Obezitenin tedavisinden, hipertansiyona, diabetes mellitusa, kalp damar hastalıklarına, depresyona, gastroözefagial reflüye kadar toplumlarda çok yaygın görülen hastalıkların tedavisinde olmazsa olmaz şartın; hastada uykuda solunum bozukluğu varsa mutlaka tedavi edilmesi gerektiği şeklinde belirlenmiş olması çok önemli bir gelişmedir.</p>
<p>Kaynak : uykubozuklugu.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.norolojiportali.info/uyku-bozukluklari/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Epilepsi ve EEG</title>
		<link>http://www.norolojiportali.info/epilepsi-ve-eeg</link>
		<comments>http://www.norolojiportali.info/epilepsi-ve-eeg#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 17 Jun 2009 06:44:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Epilepsi]]></category>

		<category><![CDATA[EEG]]></category>

		<category><![CDATA[VNS]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.norolojiportali.info/?p=29</guid>
		<description><![CDATA[Epilepsi teşhis ve tanısında EEG kullanımı.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Beyin hücrelerinden çıkan elektrik akımlarının yazdırılması esasına dayanan EEG ve beyin dalgalarıyla eşzamanlı olarak hastanın görüntüsünün videoya kaydedildiği EEG Monitorizasyon, epilepsinin tanısında kullanılan ileri teknolojiler.</p>
<p> </p>
<p>Epilepsi tarih boyunca korkulan, çekinilen hatta kötü bakılan bir hastalık olmuş. İnsanlar eski çağlarda bu hastalığı bilmedikleri, hatta bulaşıcı olduğunu düşündükleri için epilepsili hastalardan uzak durmayı tercih etmişler. Aslında 21. yüzyılı yaşadığımız bu günlerde bile epilepsi hastaları ne yazık ki benzer tutumlarla karşılaşabiliyor. Böyle bir sonucun yaşanmasındaki en önemli neden ise bilgisizlik ve bilinmeyene karşı gösterilen reaksiyon olarak tanımlanıyor.</p>
<p> </p>
<p>Epilepsi, yani halk dilindeki adıyla &#8220;sara&#8221; nöbetlerle seyreden bir beyin hastalığı. Uzmanların verdiği bilgiye göre epilepsi Türkiye`de 700 binin üzerinde hasta ve onların ailelerini etkileyen bir sorun. Ayrıca, toplumun olumsuz bakış açısı ve yanlış inançlar hastaları zaman zaman karamsarlık içine düşürebiliyor. Bu duruma gelişmiş ülkelerde de rastlanabiliyor. Tüm bu nedenler epilepsiyi zor bir hastalık haline getiriyor.</p>
<p> </p>
<p>Epilepsi her yaşta görülebilmekle birlikte öncelikle çocuklar ve genç erişkinleri etkiliyor ve hangi yaşta görüldüğüne göre nedenleri de değişiyor. Uzmanların verdiği bilgiye göre, her yıl 30-40 bin arasında yeni epilepsi hastası topluma katılıyor. Her iki cinste de aynı oranda görülen epilepsinin yüzde 30`u 4 yaş öncesinde, yüzde 90`ı ise 25 yaş öncesinde başlıyor. 25 yaş sonrasında epilepsi görülme oranı yaşlılık dönemine kadar azalıyor ve 60 yaş sonrasında tekrar yüzde 3-4`lere çıkıyor. Diyabet hastalığı, tansiyon yüksekliği olan kişilerde beyin damar hastalıkları riski yüksek olduğundan paralel olarak epilepsi riski de artıyor.</p>
<p> </p>
<p><strong>EPİLEPSİ NÖBETLERİ</strong></p>
<p> </p>
<p>Günümüzde epilepsi nöbetlerini durdurmaya yönelik yapılan gerek medikal, gerekse cerrahi tedaviler hastaların yaşam kalitesinde iyileşme sağlıyor. Ancak ilaçlar her hastada aynı şekilde etkili olamıyor ve sadece nöbetleri kontrol altına almak için kullanılıyor.</p>
<p>ASM Nörolojik Bilimler Koordinatörü Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Hikmet Uluğ, her nöbet geçirenin epilepsi hastası olmadığına dikkat çekerek, bir kişinin epilepsi hastası olarak adlandırılabilmesi için nöbet yapabilecek beyin dışı bir bozukluğun olmaması ve nöbetlerin tekrarlaması gerektiğini anlatıyor.</p>
<p> </p>
<p>Beyin milyarlarca sinir hücresi, hücrelerin uzantıları ve sinir hücrelerini destekleyen dokulardan oluşuyor. Bu sinir hücreleri elektrik akımlarıyla çalışıyor. Her sinir hücresi elektrik akımı yaratma ve bu akımı diğer hücrelere iletme yeteneğine sahip. Çeşitli bozukluklar nedeniyle sinir hücrelerinde kısa devre olarak tanımlanabilecek anormal elektriksel deşarjlar ya da elektrik fırtınaları oluşabiliyor. İşte bu anormal elektrik akımları da nöbetlere yol açıyor. Ancak epileptik nöbetler çok farklı şekillerde ortaya çıkabiliyor.</p>
<p>Epilepsi denilince birçok kişinin gözünde, çırpınan ve ağzından köpükler çıkan hasta canlanmasına karşın epilepsi nöbetleri sadece bu şekilde gelişmiyor. Op. Dr. Hikmet Uluğ, pek çok epileptik nöbet tipi olduğunu belirtiyor. Yapılan sınıflamaya göre nöbetler önce parsiyel (kısmi) ve generalize (genel) olmak üzere iki ana gruba ayrılıyor. Beyindeki anormal elektrik deşarjları beynin bir alanında sınırlı kalıyorsa parsiyel, yani kısmi nöbet söz konusu oluyor. Bu tip epilepside hastalar nöbetin oluşacağını önceden hissedebiliyor. Aura olarak adlandırılan bu durumda bazı hastalar vücut ısılarında yükselme, gerginlik ve sıkıntı hissederken, bazıları ise müzik sesleri duyduğunu veya burnuna kötü koku geldiğini belirtiyor. Anormal deşarjlar tüm beyni tutuyorsa generalize, bir başka deyişle genel nöbetin varlığından söz ediliyor. Bu tipte hastalar nöbet geçireceklerini fark edemiyor. Nöbet sırasında tüm vücutta katılaşma, kol ve bacaklarda kasılmalar, bilinç kaybı gibi bulgular genellikle ön planda gelişiyor.</p>
<p> </p>
<p><strong>EPİLEPSİNİN NEDENLERİ</strong></p>
<p> </p>
<p>Epilepsinin oluşum nedenleri doğuştan ya da sonradan olmasına bağlı olarak farklılık gösteriyor. ASM Nöroloji Uzmanı Dr. Levent Üçkardeşler`in verdiği bilgiye göre doğuştan olan epilepsiler ya genetik nedenlerle ortaya çıkıyor, ya da anne karnında yaşanan bazı olaylara bağlı olarak oluşabiliyor. Sanıldığının tersine genetik epilepsilerin tüm epilepsiler içinde çok küçük bir yer kapladığını hatırlatan Dr. Üçkardeşler doğumla birlikte var olan epilepsi nedenleri hakkında şöyle konuşuyor:</p>
<p>&#8220;Anne karnındayken, bebeğin gelişimi sırasında çeşitli mikroplar beyinde hasar yaparak epilepsinin oluşmasına neden olabilir. Bunun yanında zehirler, röntgen ışınları bebek beyninde bozulmaya neden olarak doğuştan itibaren ya da sonraki yaşlarda epileptik nöbetlere neden olabiliyor.&#8221;</p>
<p> </p>
<p>Epilepsi yaşamın her hangi bir anında beyinde hasara neden olabilecek bir nedene bağlı olarak da ortaya çıkabiliyor. Yetişkinlerde epilepsiye yol açan etkenler konusunda Dr. Üçkardeşler şunları anlatıyor:</p>
<p>&#8220;Doğum sırasında bebeğin oksijensiz kalması gibi doğum travmaları ileride şakak lobu epilepsisi ve diğer bölge kaynaklı epilepsilerin oluşmasına neden olabiliyor. Yine beyin zarı ve beyin iltihapları, beyin tümörleri, şuur kaybı yaratacak kadar beyin darbeleri, bebeklik çağında geçirilen ateşli havaleler epilepsinin oluşmasında etken olabiliyor. Ayrıca, bazı zehirler ve bazı ilaçlar da erişkinlerde epilepsi yaşanmasına neden olabiliyor.&#8221;</p>
<p> </p>
<p><strong>NÖBETLER NEREDEN BAŞLIYOR</strong></p>
<p> </p>
<p>Nöbetler ya merkezi beyinden ya da kabuğundan başlıyor ve buna göre de isimlendiriliyor. Merkezi beyinden başlayan nöbetlere &#8220;generalize&#8221;, beyin kabuğundan kaynaklananlara ise &#8220;parsiyal&#8221; nöbetler adı veriliyor ve bu nöbetler tüm beyine yayılarak generalize nöbete dönüşebiliyor. Parsiyel nöbetler belli bir alanda sınırlı kaldığında bunlara basit nöbetler adı veriliyor ve bu nöbet sırasında bazen hastanın işitmesi ve görmesi bozuluyor, midesinde sorunlarla karşılaşabiliyor. Hastanın yaşadığı bu tabloya Aura adı veriliyor ve bu öncü bulgulardan sonra, bir kol ve bacakta kasılma, ağız kenarında çekilmeler gözleniyor. Bu nöbet bilinç kaybı olmadan yaşanmasına karşın, nöbetler bilinçte değişiklik oluşturacak şekilde gelişirse kompleks parsiyel nöbetten bahsediliyor. &#8220;Kompleks parsiyel&#8221; nöbetler komplike motor hareketlerle seyrediyor. Nöbet sırasında hasta sersemlemiş ve bilinci bulanmış bir görüntü oluşturuyor. Dr. Hikmet Uluğ, kompleks parsiyal nöbet yaşayan hastanın davranışları hakkında şunları anlatıyor: &#8220;Hastada nöbet sırasında aniden kalkıp yürüme, anlamsız mırıltılar çıkarma, başın bir tarafa çevrilmesi, çiğneme hareketleri, ellerin ovuşturulması, elbisenin çekiştirilmesi gibi amaçsız hareketler ortaya çıkabiliyor. Ancak çoğu kez nöbet sonrasında hasta yaşadıklarını hatırlamıyor. Çocuklarda bu tür nöbetler gözlerin bir noktaya dikilmesi ve ağız şapırdatma biçiminde ortaya çıkabiliyor. Bazı epilepsi tipleri çocuklukta başlıyor ve erişkinlik döneminde kendiliğinden yok oluyor. Bazı hastalarda ise nöbetler kendiliğinden ortadan kaybolabiliyor. Biri bitmeden diğeri başlayan nöbetler şeklinde gelişen epilepsi tipi ise doğru şekilde tedavi edilmezse ölüme yol açabiliyor.&#8221;</p>
<p> </p>
<p>Nöbetin şekli, şiddeti ve süresi anormal akımın beyinin neresinden çıktığına, hangi yolları kullanarak yayıldığına ve yayılma alanlarına bağlı olarak değişiyor. Nöbet birkaç saniyeden birkaç dakikaya kadar farklı sürelerde yaşanıyor; ve çok ender olarak da nöbet birkaç saat sürüyor. Op. Dr. Uluğ`un verdiği bilgiye göre, bazı hastalar birkaç saatte bir nöbet geçirirken, bazı hastalar ise ayda ya da yılda bir kez nöbet geçiriyor.</p>
<p> </p>
<p><strong>TANI YÖNTEMLERİ VE EEG</strong></p>
<p> </p>
<p>Epilepsi hastalığının tedavisinde nasıl bir yol izleneceği, hangi ilacın kullanılacağı, tedavi süreci ve tedavi sonrası hakkında hastaya bilgi verebilmek için epilepsinin nedenini bulmak ayrı bir önem taşıyor. Bu nedenle epilepsi hastasına bazı tetkiklerin yapılması mutlaka gerekiyor. Epilepsi tanısı için kimi zaman hastanın sadece nöbet öyküsünü dinlemek ve bazı laboratuvar incelemelerinden yararlanmak yeterli oluyor. Ancak bazı hastalarda, beynin incelenmesi amacıyla ileri teknoloji seviyesindeki tanı yöntemlerinden de yararlanmak gerekiyor.</p>
<p> </p>
<p>Günümüzde epilepsi teşhisi ve tedavisinin yönlendirilmesinde kullanılan en önemli yöntem olarak tanımlanan EEG (Elektroensefalografi) yöntemiyle ilgili Dr. Üçkardeşler şu bilgileri aktarıyor: &#8220;EEG beyin hücrelerinden çıkan elektrik akımlarının yazdırılması esasına dayanıyor. Beynin belli bölgelerinden çıkan akımlar bilgisayarda kaydediliyor ve inceleniyor. EEG`nin yapılmasındaki amaç, hangi beyin bölgesinin ne tip bozuk elektrik yaydığının görülmesi ve takip edilmesidir. EEG ile sorunun merkezi beyinden mi yoksa beyin kabuğundan kaynaklandığını görebiliyor ve buna göre uygun ilacı verebiliyoruz.&#8221;</p>
<p>Ancak bazı hastalarda nöbetler ilaçlarla kontrol edilemiyor, bu durumda hangi ameliyat tekniğine başvurulması gerektiğini tespit etmek amacıyla, beyin dalgalarıyla eşzamanlı olarak hastanın görüntüsünün videoya kaydedildiği EEG Monitorizasyon`dan yararlanılıyor.</p>
<p>Hastaların bir bölümünde ise önce beyne elektrod yerleştirilmesi gerekebiliyor. Op. Dr. Hikmet Uluğ, Video-EEG kayıtlama sisteminde beyin dalgaları sürekli yazdırılırken bir yandan da hastanın hareketlerinin videoya alındığını belirterek, &#8220;Böylece hekim hastanın nöbetlerini kendi gözüyle görüyor. Bu hareketlerden yola çıkarak nöbetin beynin neresinden başlayıp nasıl yayıldığı anlaşılabiliyor&#8221; diyor. Kafanın dışından yapıştırılan elektrodlarla normal EEG çekimine benzer kayıtlamalarla hastaya uygulanacak ameliyata karar verilebiliyor.</p>
<p> </p>
<p>EEG kayıtları tüm gün boyunca ve gereğinde günlerce yapılabildiği için hastanın hastaneye yatması gerekiyor. Uzun süreli video monitorizasyon için özel olarak hazırlanan odalarda video kameralar yardımıyla görüntü alınıyor. Monitorizasyon için özel kayıt cihazları kullanılıyor. Bu cihazlar normal EEG cihazlarından farklı olarak hem hasta görüntüsünü hem de EEG dalgalarını eş zamanlı olarak kaydediyor. Daha sonra bu bilgiler bilgisayarlar yardımıyla inceleniyor. Bu işlem sırasında sadece beyin dalgaları ile birlikte gerektiği durumlarda aynı anda kalp atışları, göz hareketleri, kas aktiviteleri, solunum, kan basıncı, kandaki oksijen ve karbondioksit miktarı da kaydediliyor.</p>
<p> </p>
<p><strong>NASIL TEDAVİ EDİLİYOR?</strong></p>
<p> </p>
<p>Epilepside başlıca iki ana tedavi yönteminden söz ediliyor; birincisi ilaç tedavisi, ikincisi ise cerrahi tedavi. Epilepsinin tedavisi antiepileptik ilaçlarla yapılıyor. Tedavideki temel amaç ise hastanın nöbetlerini mümkün olduğunca kontrol altına almak ve kişinin yaşam kalitesini yükseltebilmek. Çünkü epilepsi hastalarının yüzde 65`inde nöbetler sadece kontrol altına alınabiliyor, bazı nöbetler de tedavi sonucu aura haline dönüşebiliyor. Hasta aurayı hissetse de nöbete dönmüyor. Ancak ilaç ilaçlar hastaların yüzde 20-35`inde yarar sağlayamıyor. İşte o zaman cerrahi tedavinin devreye girmesi gerekiyor.</p>
<p> </p>
<p><strong>CERRAHİ, KİME, NE ZAMAN</strong></p>
<p> </p>
<p>Öncelikle belirtmekte yarar var; tüm epilepsi hastaları cerrahi tedaviye aday değil. Operasyon öncesi, &#8220;saptanan nöbet tipinde yapılması düşünülen ameliyat etkili mi?&#8221;, &#8220;ameliyat edilmezse hastanın durumu daha kötüye gider mi?&#8221; gibi pek çok soruya yanıt aranıyor. Ardından cerrahi tedavinin hastada yarar sağlayıp sağlamayacağı hekim tarafından belirleniyor. Kalıcı ve kesin çözümün sağlandığı epilepsinin cerrahi tedavisinde iki tipte ameliyat yapılıyor; nöbet oluşturan beyin alanlarının çıkartılması ve nöbet yayılım yollarının kesilmesi. Op. Dr. Hikmet Uluğ, günümüzde uygulanan yeni yöntemler ile cerrahi tekniklerin ileri derecede gelişmesi sayesinde bu tedavinin hem erişkinler hem de çocuklarda başarıyla uygulandığına dikkat çekiyor. Uluğ sözlerini şöyle sürdürüyor;</p>
<p>&#8220;Beyin yarımkürelerini birbirine bağlayarak köprü görevi gören ve korpus kallozum adı verilen yapı, generalize nöbeti olan hastaların uygun olanlarında kesildiğinde, nöbet bir yarımküreye hapsedilmiş oluyor ve böylece hastada nöbet esnasında bilinç kaybı gelişmiyor ya da eskiye oranla daha kısa süreli oluyor. Bu hastalarda nöbetler tam olarak geçmemekle birlikte sıklığı ve şiddeti ileri derecede azaltılarak hastanın normal yaşama dönmesi sağlanıyor. Nöbet yayılım yollarının kesilmesine bir diğer örnek de subpial transection adı verilen ameliyat. Bu ameliyat özellikle nöbetin beynin kritik alanlarından çıktığı durumlarda kullanılıyor.</p>
<p> </p>
<p>Böylesi alanların çıkartılması söz konusu olamayacağı için bu bölgede özel aletler kullanılarak, beyne dik bir açıyla 5 mm derinlikte ve 5 mm aralıklarla kesiler yapılıyor. Bu sayede sinir hücrelerinin anormal elektrik boşalmaları bu alanlarda hapsediliyor ve birbirlerini tetikleyerek büyük nöbet oluşturmaları önleniyor. Beyindeki bozuk alanın çıkartılmasına bir diğer örnek de tüm nöbetlerin yüzde 60`ını oluşturan şakak bölgesi ameliyatları. Eskiden beynin şakak lobu genellikle tümüyle çıkartılıyordu. Bu yöntem günümüzde son derece kısıtlı hastada uygulanıyor, geri kalanlarda ise ameliyat öncesi yapılan hassas incelemelerle şakak lobu içindeki amigdal ve hippokampus adı verilen yapılar çıkarılıyor, şakak lobunun geri kalanı korunuyor. Bir diğer ameliyata da birden fazla odağı olan, hiçbir ameliyatın uygulanamadığı ve ilaçların etki etmediği hastalarda başvuruluyor. Boyundan geçen vagus sinirine takılan bir pil aracılığıyla beyne aralıklı uyarılar yollanıyor. Vagus siniri stimülasyonu (VNS) adı verilen bu yöntem günümüzde pek çok hastada başarıyla uygulanıyor.&#8221;</p>
<p> </p>
<p><strong>HANGİ DURUMLARDA CERRAHİ UYGULANIYOR?</strong></p>
<p> </p>
<p>Nöbetlerin epileptik oldukları kesin olarak bilinmeli.</p>
<p>Nöbetler, hasta için uygun olan her türlü epilepsi ilacının uygun dozlarla kullanıldığı halde durdurulamıyorsa.</p>
<p>Nöbetler hastanın yaşam kalitesini ciddi olarak bozuyorsa.</p>
<p>Alerji, aşırı uyku hali ya da karaciğer-böbrek yetmezliği gibi çeşitli nedenlerle hastaya ilaç tedavisi uygulanamıyorsa.</p>
<p>Nöbetleri yapan, ilerleyici ya da dejeneratif bir beyin hastalığı bulunmuyorsa.</p>
<p>Nöbetlerin nedeni, iyi huylu çocukluk epilepsilerinden biri değilse.</p>
<p>Hastanın ameliyat olmamasını gerektiren organik bir sorunu yoksa.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak : Anadolu Sağlık Merkezi : ASM Vital Dergisi (Nisan - Haziran 2007)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.norolojiportali.info/epilepsi-ve-eeg/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Vagus Nerve Stimulation (VNS)</title>
		<link>http://www.norolojiportali.info/vagus-nerve-stimulation</link>
		<comments>http://www.norolojiportali.info/vagus-nerve-stimulation#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 17 Jun 2009 06:37:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Depresyon]]></category>

		<category><![CDATA[Epilepsi]]></category>

		<category><![CDATA[EEG]]></category>

		<category><![CDATA[Vagus Nerve Stimulation]]></category>

		<category><![CDATA[VNS]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.norolojiportali.info/?p=26</guid>
		<description><![CDATA[Vagus Nerve Stimulation ile ilgili özet bilgiler içerir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>VNS ( VAGUS NERVE STIMULATION ) NEDİR?</strong></p>
<p> </p>
<p>VNS temelde basit anlatımıyla, boyunun sol bölgesindeki Vagus siniri vasıtasıyla beyine düşük güçte elektrik sinyalleri gönderilmesidir.Beyine ulaşımda Vagus sinirinin seçilmesinin sebepleri; Vagusta çok az acı fiberleri olması, üzerine uygulanan elektrik sinyallerinin %80 inin doğrudan yukarıya beyine doğru iletilmesi ve elektrotların takılmasının beyinle hiçbir ilgisinin olmaması, sadece boyun bölgesini ilgilendirmesidir.</p>
<p> </p>
<p> Sistem terapiyi iki şekilde uygular. Öncelikle doktorunuz 24 saat boyunca otomatik olarak ve kendiliğinden çalışacak periyodik bir uyarı (stimulasyon) ayarlar. Örnek olarak, cihaz 5 dakika boyunca kapalıdır ve bu 5 dakikanın bitiminde örneğin 30 saniye boyunca beyine elektrik gönderir. Sonra tekrar 5 dakikalık kapalı sürece girer ve bu böylece 7 gün 24 saat sürekli devam eder. Bu durumda hastanın hiç bir şey yapmasına gerek yoktur, her şey önceden belirlendiği şekliyle otomatiktir. İlaçlarda olduğu gibi belli bir saatte belli bir işlem yapmaya gerek kalmaz ve hiçbir dozu kaçıramazsınız çünkü cihaz çalışmak için bir komut veya eylem beklemez.</p>
<p>  </p>
<p>İkinci yöntem ise insan kontrollüdür ve standart çalışmaya ek olarak açılabilir veya kapatılabilir. Bu yöntemde hasta veya hasta yakınları kriz geleceğini hissettiği anda veya kriz esnasında veya krizden çıktıktan sonra tparlanma sürecinin hıslı olmasını sağlamak için, kendilerinde bulunan bir mıknatısı cihaz üzerinden geçirerek ihtiyaca göre uyarı verilmesini sağlar.</p>
<p>  </p>
<p><strong>VNS TERAPİSİNİN EPİLEPSİDE FAYDALARI</strong></p>
<p>  </p>
<p>Öncelikle bilinmesi gereken, VNS Terapisi tek başına bir tedavi yöntemi olmayabilir. VNS terapisi ilaçlara ek olarak uygulanır ve ilaca dirençli epilepsi hastaları için uygundur.</p>
<p> </p>
<p>VNS Terapisinin bir çok faydası bulunur. Tabiki en önemli faydası Epilepsi ( sara ) krizleri üzerinde olan faydasıdır. Bu faydaları 4 gruba ayırabiliriz.</p>
<p>  </p>
<p>Krizleri önceden önlemesi, yok etmesi</p>
<p> </p>
<p>Sistem kendi başına ve sürekli çalıştığı için krizleri gelmeden önce yok edebilmektedir. Örneğn 5 dakikada bir uyarı verecek şekilde ayarlanmış bir sistem her 5 dakikada oluşabilecek olan krizleri önceden önleyebilmektedir.</p>
<p> </p>
<p>Kriz başladıktan sonra krizi durdurması ve/veya kriz süresini azaltması.</p>
<p> Kriz geldikten sonra sistem aktive olduğunda veya mıknatıs kullanıldığında, kriz anında geçebilir veya krizin süresini azaltabilir.</p>
<p> Krizden sonra iyileşme süresini azaltması.</p>
<p> Krizden sonra hasta eğer uzun süre kendine gelemiyorsa veya kötü hissediyorsa aktive olan sistem bu süreci azaltabilir veya tamamen ortadan kaldırabilir. Çoğu hastada acil servis ziyaretleri azalmaktadır.</p>
<p> </p>
<p>Mıknatıs kullanımı</p>
<p> Sistemle birlikte gelen iki adet özel mıknatıs sayesinde, sistem istenildiği an elle aktive edilebilir ve bu sayede hastanın kriz geçireceği önceden farkedildiği anda sistem krizin hiç başlamamasına, başlayan krizin durmasına, krizin süresinin ve şiddetinin azalmasına ve/veya krizden sonraki iyileşme sürecinin kısalmasına yardımcı olur.</p>
<p> </p>
<p><strong>EPİLEPSİ DIŞINDAKİ FAYDALARI</strong></p>
<p> </p>
<p>Sistem epilepsi hastalığını iyileştirebildiği gibi, hastaya daha bir çok fayda sağlar. Bu faydalar her hastada tamemen görülmeyebilir. Hastanın ruh halinde düzelme, neşesinin artması, öğrenme ve algılama kapasitesinin artması, sosyal hayatının daha iyiye gitmesi, unutkanlığın azalması, çevredeki olaylara daha iyi ve çabuk tepki vermesi, çocuklarda kelime haznesinin gelişmesi, yürüme ve dengedeki bozuklukların azalması ve daha bir çok alanda iyileşmeler ve gelişmeler gibi bir çok faydası bulunur. Bu faydaların bazıları hemen gözlenir bazıları ise uzun vadede ortaya çıkar. Daha fazla faydaları için lütfen doktorunuza danışınız.</p>
<p> </p>
<p> <strong>BANA UYGUNMU ?</strong></p>
<p>  </p>
<p>VNS Terapi Sisteminin Size veya çocuğunuza uygun olup olmadığına karar verecek kişi DOKTORUNUZDUR!</p>
<p>  Hiç kimse kendi başına böyle bir sistemin implant edilmesine doktoruna danışmadan karar vermemelidir.</p>
<p> Doktorunuzla konuşarak hem fayda ve yan etkiler hakkında detaylı bilgi alabilir, hemde uygunluğu hakkında karar verebilirsiniz.</p>
<p><strong> UYGULAMA</strong></p>
<p> </p>
<p>VNS Sisteminin uygulamasına geçmeden önce implant edilecek parçaları görmek için VNS Hakkında linkine göz atınız. Ameliyatta bu sayfada görülen iki parça vücuda, deri altında yerleştirilir. Prosedür hakkında detaylı bilgiyi doktorunuzdan alınız.</p>
<p> Ameliyatta sol göğüs / kol altı bölgesine 4-5 cm lik bir kesikle Pulse Generator yerleştirilir. Yerleştirilen bu cihaz sistemin ana bileşenidir. Batarya ve bilgisayar programı bu cihazda bulunur. Cihaz, kişi çok zayıf değilse ameliyattan sonra dışarıdan bakıldığında farkedilmez. Ameliyattan sonra cihaz vücudun dışından programlanabilir ve çalıştırılır. Ameliyattan sonraki tüm programlama ve diğer işlemler acısız bir şekilde deri ve hatta kıyafet üzerinden manyetik dalgalarla değiştirilebilir.</p>
<p>  </p>
<p>Ameliyatta ayrıca sol boyunda vagus sinirine Elektrot ( lead ) sarılır. Bu işlem için sol boyunda 2-5 cm lik bir kesik açılır ve deri altından özel bir aparatla Pulse Generatordan boyuna getirilen elektrot vagus sinirine takılır. Ameliyattan sonra çok az bir iz kalabilir. Sistemin hasta açısından cerrahi uygulaması bu iki işlemden ibarettir.</p>
<p> Ameliyat 1 saatte bitebilir. Genellikle narkoz ve uyanma süreleri ile birlikte en fazla 2-3 saatlik bir uygulamadır. Ameliyattan sonra doktorunuzun isteğine gör bir kaç gün hastanede yatılabilir veya aynı gün taburcu olabilirsiniz.</p>
<p> Her ameliyatta risk olduğu ve enfeksiyon riski unutulmamalıdır. Detaylı bilgiler için doktorunuza baş vurunuz.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak : www.epi-med.com</p>
<p>www.vnstherapy.com</p>
<p><a href="http://www.fda.gov">www.fda.gov</a></p>
<p> </p>
<p>Bu bilgiler hiçbir zaman için doktorunuzun yerini tutamaz. VNS ile ilgili daha detaylı bilgi almak için lütfen bir nöroloji doktoruna başvurunuz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.norolojiportali.info/vagus-nerve-stimulation/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Epilepside Vagus Sinir Uyarıcısı</title>
		<link>http://www.norolojiportali.info/epilepside-vagus-sinir-uyaricisi</link>
		<comments>http://www.norolojiportali.info/epilepside-vagus-sinir-uyaricisi#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 16 Jun 2009 07:14:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Epilepsi]]></category>

		<category><![CDATA[EEG]]></category>

		<category><![CDATA[Vagus Nerve Stimulation]]></category>

		<category><![CDATA[VNS]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.norolojiportali.info/?p=39</guid>
		<description><![CDATA[Bu yazı http://www.beyincerrahisi.org/vns.htm adresinden, Doç. Dr. Ersin ERDOĞAN' ın bilimsel makalesinin birebir hiçbir değişikliğe uğramamış kopyasıdır. Epilepside çığır açan VNS cihazını bir akademik kişiliğin yazısıyla, akademik dille öğrenmek isteyenler bu yazıda ;
Parametreler, Akım Yoğunluğu, Pulse Genişliği, Frekans, Çalışma Siklusu, Pil Ömrü, Yan Etkiler, Endikasyonlar ve İmplantasyon Prosedürü olarak çok detaylı ve tıbbi bir dille bulabilirler. 
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>GATA Epilepsi Cerrahisi Grubundan Doç Dr. Ersin ERDOĞAN&#8217;ın makalesi..</p>
<p>VAGAL SİNİR STİMÜLASYON TEDAVİSİ</p>
<p>Amerika ve Kanada da toplam 2 milyon epilepsi hastası bulunmakta ve bu hastaların % 30’u antiepileptik tedaviye rağmen nöbetleri olmaktadır (25). Optimistik olarak baktığımızda bu 600000 hastanın %50 sinin  cerrahi rezeksiyondan faydalanacağını düşünürsek birçok hastanın bu yeni tedavi modalitelerine ihtiyacı olduğunu görürüz (77).</p>
<p>Beyin stimülasyonu ilaca alternatif bir tedavi olarak ortaya çıkmıştır. Stimulasyonun geri dönüşümlü ve hastaya göre ayarlanabilir olaması avantajları arasında sayılabilir. Beyni  stimüle etme düşüncesi yeni değildir. Dioscorides’in nöbetleri tedavi etmek amacıyla elektrikli torpedo ray (Torpedo nobiliana) kullandığı söylenmiştir, aynı amaçla 18 yüzyılda Leyden jarları kullanmıştır (38). Hareket bozukluklarında (5) beyin stimülasyonunun başarılı bir şekilde kullanılması, epilepside beyin stimülasyonunun kullanılmasını yüreklendirmiştir (49). Epilepsi için stimülasyon hedefleri; serebellum, kaudat nükleus, talamus (sentromedian, anterior ve subtalamik nükleuslar), vagus siniri ve epileptik odağın kendisidir.</p>
<p>Vagus siniri nükleus traktus solitarius (NTS) yolu ile talamus, amigdala ve ön-beyine medüller retiküler formasyon yolu ile diğer kortikal alanlara yoğun ve geniş projeksiyon gösterir (75). Bu talamaokortikal iletim nöronları kortikal uyarılabilirliği modüle eder ve fokal nöbetin sekonder jeneralize olmasına ve primer jeneralize nöbetin dağılımını etkiler(12). Hayvanlarda NTS’un artmış inhibisyonu ve azalmış eksitasyonu limbik motor nöbetlerin kuvvetini azaltır (76).</p>
<p>PET çalışmaları insanlarda VNS’in  serebral kan akımını artırabildiği gibi azaltabileceğini göstermiştir; bu talamik etki nöbetteki azalma ile korole olabilir (28-30,39). Bir fonksiyonel MRI çalışması, VNS’in aktif hale gelmesi ile talamusun, insulanın, bazal ganglionların ve oksipitotemporal lobların bilateral aktivasyonunu göstermiştir (56). Bir diğer çalışmada (47), beş hastalarda artmış frontotemporal aktivite vardı fakat nöbet talamik aktivasyon gösteren iki hastada iyileşme gösterdi. SPECT çalışmaları ‘zaman penceresi’ daha geniş olduğu için karşılaştırılan bölgelerde daha azalmış serebral kan akımı göstermektedir (72,73). Bu bulgular VNS etkinliğinde talamik etkilenmeyi desteklemektedir (şekil 1).</p>
<p>İlginçtirki VNS diürinal uykulu halde olmayı azaltır ve bunu nöbet kontrolünden bağımsız yapar bunu da kolinerjik bölge veya beynin uyanıklılık ile bölgelerini aktive ederek yaptığını destekler (51).</p>
<p>Alet parametreleri</p>
<p>Alet ayararının VNS’in etkinliği ve uzun-dönem güvenilirliği üzerine olan potansiyel etkileri hakkında az şeyler bilinmektedir. Faz I ve Faz II çalışmaları sonrasında elde edilen bilgilerle 30 sn çalışma ve 5 dk ara şeklinde çalıştırılamsı uygun görülmüş ve klinik uygulamaya geçilmiştir. Pals genişliği 500 microsaniye olarak ayarlamış olup akım yoğunluğu 0.25 mA olarak başlatımış yavaş yavaş artırılıp 3.5 mA’ e kadar yükseltilebilir. Akım sıklığı 30 Hz’dir.</p>
<p>Akım yoğunluğu</p>
<p>Sinir liflerini depolarize etme kabiliyeti elektriksel uyarının yoğunluğuna ve uyarının süresine bağlıdır bir başka deyişle  akımın büyüklüğü ve palsın genişliğine bağlıdır. Eğer pals genişliğini sabit tutarsak stimulus yoğunluğunu artırarak ilk önce kalın düşük-eşikli sinir lifleri uyarılır, uyarı şiddeti artırılsa yüksek-eşikli küçük lifler sırası ile uyarılırlar. Başlangıçta tahmin edilen, VNS in aktif olarak çalışması için oldukça yüksek-eşikli myelinsiz C liflerinin uyarılması gerektiği idi. Fakat son elde edilen bilgiler anti-epileptik etkide C liflerinin değilde daha geniş A ve B liflerinin uyrılması gerektiğini göstermiştir (41). Gerçekte C liflerinin uyarılmasının sadece gereksiz olmadığı aynı zamanda hayvan deneylerinde de gösterilidiği gibi istenmeyen bradikardi gibi otonomik etkileri başlattığı ortaya konulmuştur(78,79). İnsan larda uygulanan stimulus yoğunluğu insan vasgus sinir C liflerini uyarmaya yetmemektedir (40). Yine de stimulus tedavi aralıgında artırılısa ses kalınlaşması, öksürük, gıçık yapması ve nefes almada zorlanma şikayetleri artabilir.</p>
<p>Tavsiye edilen stimulus yoğunluğu 0.25 ile 3.5 mA dir. Akımın terapötik cevap üzerine olan etkisini araştırmak üzere yapılan bir prospektif çalışma yoktur. E05 çalışmasında, gruptaki tedavi sonunda elde edilen  -etkili stimulasyon- değeri 1.1mA’di (sd 0.8mA).  Bu aralık klinik çalışmada 0.5 ile 2.0 mA olarak etkili ve güvenli olduğu belirlenmiştir. Daha yüksek yoğunluklar daha az tolere edilebilir ve ilave terapötik etkisi yoktur.</p>
<p>Koo ve arkadaşları (40) 21 erişkin ve çocuk hastada vagus sinir elektrofizyolojisini intraoperatif olarak VNS implantasyonu esnasında çalışmışlar. Vagus sinirinin genellikle yavaş iletimli bir sinir olduğu bulunmuş (8.8-12.6 m/sn erişkinlerde). 12 yaşından küçük çocuklarda erişkinlerden daha yüksek eşik değeri ve daha düsük iletim hızı tespit etmişler. Bu nedenle çocuklarda daha yüksek akım şiddeti gerekebilir.</p>
<p>Pals genişliği</p>
<p>VNS programındaki softwarede pals genişlik ayarları 500, 250 ve 130 mikrosaniye olarak yapılabilir. Pals süresi küçültüldüğünde daha yüksek akım siniri depolarize etmek için kullanılır. Bununla birlikte akım yoğunluğu ile süre arasında lineer bir ilişki yoktur. 250 miksn lik bir pals 500 miksn’lik palsa göre vagus sinirinde aynı aktivasyonu yapmak icin daha az bir yüksek stimulus gerektirirken 250 mikrosaniyeden de düşük pals genişliği oldukça fazla miktarda akım şiddeti gerektirmektedir. Bu değişiklik 12 yaş altı çocuklar için daha belirgindir (40). Bu nedenle 130 miksnlik pals süresi çocuklarda tavsiye edilmemektedir. Erişkinlede yapılan  fMRI ile beyin aktivasyonu izlenmesi çalışmaları da 500 ve 250 miksnlik pals genişliklerinde benzer aktivasyonlar elde edilirken 130 miksnlik pals genişlikleri ise oldukça küçük aktivasyonlar göstermiştir (pals genişliği değişirken, akım yoğunluğu aynı idi) (54).</p>
<p>Genellikle pals genişliği 500 mikrosaniye olarak çalışılır. Bununla beraber pals genişliği 250 mikrosaniye olanlarda daha iyi tolere edilirken etkinliktede minimal değişme sözkonusu idi. Eğer hastada nefes almada zorluk öksürük ve boğazda irritasyon oluyorsa  pals genişliği 500 den 250 mikrosaniyeye düşürülebilir ve eğer gerekiyorsa akım yoğunluğu artırılabilir (26,45,46) 250 mikrosaniyenin altındaki pals genişlikleri tavsiye edilmemektedir.</p>
<p>Frekans</p>
<p>Tavsiye edilien stimulus frekansı 20 ila 30 Hz’dir. Düşük stimulus ferakansları daha uzun refrakter periodu olan yavaş iletimli C liflerinin ardışık stimülasyonunu kolaylaştırır ve böylece otonomik yan etkilerinin artmasına sebeb olur. Woodbury ve Woodbury (79) ratlarda yaptıkları çalışmada 20 hz üzerindeki uyarılarda kalp üzerine olan etkilerin azaldığını bununda C liflerinin yüksek stimulus frekanslarına cevapsız kalmasına bağlı olduğunu ortaya koymuşlardır. Bunun ötesinde düşük-frekanslı (5Hz) stimülasyonlar fMRI da 20 Hz’e göre oldukça düşük beyin aktivasyonu yaparlar (48).</p>
<p>Çalışma Siklusu</p>
<p>Tavsiye edilen çalışma siklusu (Açık zaman/ kapalı zaman saniye olarak) kontrollü klinik çalışmalarda elde edilen bilgilere göre; 30 sn açık 5 dakika (300 saniye) kapalı (30 Hz de) (çalışma siklusu %10). Bu ayarlar çalışmalarda tedavi grubu olarak kullanılmış, aktif kontrol grubu ise “düşük” stimülasyonlu 30 sn açık 120 sn kapalı 1 Hz ve 130 mikrosaniye olarak kullanılmış (E05). Kör period tamamlandıktan sonra bir open-labeled  extension çalışmasında (XE5)154 hastada rutin stimülasyon parametreleri kullanılmıştır. Kapanma zamanı düşük-stimülasyon grubunda ilk üç ay için 5 dakika olarak değiştirilmiş. Open extension çalışmada 12 aya kadar hastaların % 47 sinde kapalı zamanı 3, 1.8 veya &lt;1.1 dakika (çalışma siklusu sırası ile 14, 22 ve 32 %) yapılarak cevap maksimize edilmeye çalışılmış. Bu gruptaki nöbet sayısın azaltmaya yönelik retrospektif analizler artmış etkinlikle ilgili korelasyon göstermemiştir. Fakat kapalı zamanı &lt;1.1 dakika  olan 26 hastada artmış etkinlik saptandı. Bu grup 12 ay süresin de standart çalışma siklusu uygulanan gruba göre daha fazla epileptik nöbet sayısında azalma sağladı (15).</p>
<p>Değişik çalışma siklus etkilerinin takibi amacıyla yapılan çalışmada 61 hasta üç ayrı ayardan biri yapılarak randomize edildi: 7 saniye AÇIK ve 18 saniye KAPALI (çalışma siklusu %28), 30 saniye AÇIK ve 30 saniye KAPALI (çalışma siklusu %50), 30 saniye AÇIK ve 3 dakika KAPALI (çalışma siklusu %14). Başlangıç tedavisi olarak bütün ayarlar efektif olarak bulundu (14). Özet olarak çalışma siklusu %50 veya daha az olan ayarlar güvenli ve etkili bulundu, fakat standart çalışma siklusu (30 saniye AÇIK ve 5 dakika KAPALI) hasta konforunu artırmak ve pil ömrünü uzatmak için tercih edildi. Cevap alınamayan hastalarda daha hızlı sikluslara geçilebilir. Bununla beraber bazı araştırıcılar VNS hasta kayıt bilgilerine bakıldığında artmış çalışma sikluslarında daha fazla nöbet kontrolünü görmede başarısız kalmaktadırlar (44).</p>
<p>Pil ömrünün sonu</p>
<p>Pil ömrü, pilin modeli, stimülasyon parametreleri, elektrod empedansı ve mıknatıs kullanımı gibi bir çok faktöre bağlıdır. Üretici firma her pil modeli için tahmini kullanım süresi vermektedir. İnsanda ilk kullanılan model olan Model 100 de tahmini pil ömrü 4-8 yıldır, ikinci jenerasyon Model 101 de ise pil ömrü 8-12 yıldır. En son çıkan ve en küçük pil olan Model 202 de pil ömrü 6-11 yıldır.</p>
<p>Pil ömrü sonlandığında jeneratör uyarı yapmaz, hasta herhangi bir stimülasyon hissetmez ve pil ile programlama wand’ı arasında komünikasyon kurmak artık mümkün değildir. Bununla beraber pil ömrünün sonu (PÖS) ile efektif stimülasyonun sonu (ESS) arasında bir periyot vardır bu periyot gülerden aylara kadar değişebilir, bu periyotta pil wand ile kominike  edilebilir ve üreticinin el kitabında dediği gibi “unscheduled” stimulasyon sağlar.</p>
<p>M100 modelinde PÖS ve ESS in wand ile ilişki esnasında tahmin edilmesi mümkün değildir. Üretici bu durum için pilin mıknatıs ile günlük aktiflenerek kontrol edilmesini önerir fakat kognitif problemi olan hastalarda bu mümkün değildir. M100’ün son çıkanlarında (seri numarası 10000 ve yukarı olanlar) ve M101 ve 102 de elektif değiştirme indikatörü (EDİ) olarak isimlendirilen özellik sayesinde PÖS den önce uyarı vermektedir. Bununla birlikte  EDİ ve ESS ve PÖS arasındaki aralık çok iyi belirlenememiştir; stimülasyon parametrelerine ve elektrod empedansına önemli ölçüde bağımlıdır.(16)</p>
<p>ESS genellikle, daha öncesinde VNS’e iyi cevap vermiş hastaların aniden nöbet kontrolünün kötüleşmesi ile kendini gösterir. Nöbet sıklığı süresi semptomların şiddeti artabilir veya postiktal durum uzayabilir. Nadiren davranış bozukluğu veya depresyon tekrarı söz konusu olabilir. Bazı durumlarda hasta stimülasyonun düzensiz, değişken, az yoğunlukta veya ağrılı olduğunu ifade edebilir. Bu bulguları tanımak önemlidir. Yapılan bir çalışmada hastalarda yapılan sorgulamada bu tür bulguların pil değiştirilmeden dört ay önce başladığını ortaya koymuştur (4). Bir çalışmada elektrod kırıldığı olgularda nöbetlerin eski sıklığına dönmesinin 4-8 hafta arasında sürdüğü gösterilmiştir(70).</p>
<p>Pilin ne zaman değiştirileceği konusunda bir konsensüs yoktur. Fakat hastanın ESS evresine gelmeden önce değiştirilmesi en uygun olanıdır fakat bunu ayarlamak zordur.</p>
<p>Tedaviye cevapsız olan hastalarda pil değiştirme işlemi ESS süresi uzatılıp hastanın nöbetlerinde değişim olup olmadığının ortaya konulması ile yapılmalıdır, gerekirse pil çıkarılmalıdır (74). Cevapsız hastalarda pil ömrünün sonuna kadar beklemek yerine pili kapatarak takip edip daha sonra pili açıp karşılaştırma yaparak değerlendirilebilir (68). Bazı hastalarda pil değiştirildikten sonra aynı cevap alınamayabilir bu hastalarda ESS süresinde hastanın nöbetlerinin artması ve pilin değiştirilmesi için uzun süre beklenmesi sebep olarak düşünülebilir(74). VNS’e iyi cevap veren hastalarda zaman kaybetmeden pil değiştirilmeli, cevap alınamayan hastalarda ise pil değiştirme işlemi ertelenebilir.</p>
<p>Cevabı etkileyen faktörler</p>
<p>Etkileyen faktörleri ortaya koymak gerçekten çok zordur.</p>
<p>1. Epilepsinin süresi</p>
<p>Bazı araştırmacılar epilepsinin erkenden VNS ile tedavi edilmesinin daha başarılı sonuçlar vereceğini düşünmektedirler. Helmes ve arkadaşları (27) Cyberonics kayıtlarını karşılaştırarak yaptıkları araştırmada epilepsisi 5 yıl ve daha az olan hastaları bir grupta 6 ve daha fazla yıldır epilepsisi olan hastaları bir gruba koymuş ve sonuçta iki grup arasında istatistiksel olarak fark bulamamasına rağmen nöbet kontrolleri beş yıldan az olan grupta sayısal olarak daha iyi olduğunu ve bu grupta daha az anti-epileptik kullanıldığını beyan etmişleridir. Bu konu ile benzer çalışmalarda yayınlanmıştır(34,59,60).</p>
<p>Özet olarak epilepsinin süresi ile VNS’e cevap arasında anlamlı bir bağ kurulamamıştır.</p>
<p>2. VNS’in anti-epileptik ilaçlarla olan ilişkisi</p>
<p>Anlamlı bir ilişki bulunamamıştır (16).</p>
<p>3. Nöbet tipi-Epilepsi sendromu</p>
<p>FDA tarafından VNS’in dirençli parsiyel nöbetlerde kullanımının onaylanmasından sonra, open-labeled çalışmalarla VNS değişik tiplerdeki generalize nöbetlerde de kullanılmaya başlandı. Elde edilen bilgiler VNS’in geniş bir antiepileptik etkisinin olduğunu göstermiştir.</p>
<p>Bir çok çalışmada, ilaca dirençli idiopatik ve semptomatik generalize epilepsi olgularında VNS kullanılmış ve parsiyel epilepside elde ettikleri sonuca benzer veya ondan daha iyi sonuçlar almışlardır (32,43,57). Bu hastalarda rezektif epilepsi cerrahisi uygun olmayacağı için  nöbetlerde azalma olasılığının olması oldukça önemlidir.</p>
<p>VNS’in Lennox-Gastaut sendromlu hastaların tedavisinde etkili olduğu görülmektedir (18,27,37,50,71).</p>
<p>4. Bihemisferik Nöbet</p>
<p>literatürdeki bazı bilgiler, her iki hemisferde bağımsız nöbet odağının bulunması VNS’e olan cevabı azalttığını destekler niteliktedir. (16)</p>
<p>5. İmplantasyon Esnasındaki Yaş</p>
<p>VNS tedavisi 12 yaş ve üzeri hastalar için FDA onayı almıştır, fakat tedavi pediatrik populasyonda da aynı etkinliği göstermektedir. 4-12 yaş arasındaki pediatrik VNS uygulamaları ile ilgili gözlemler birçok takip eden çalışmayı destekler niteliktedir (55). Blount JP ve arkadaşlarının yaptığı bir çalışmada beş yaş ve altına uyguladıkları altı VNS olgusundan iki tanesinde nöbetler tamamen kesilmiş (%33), üç hastada nöbet azalması sağlanmış (%50) ve bir hastada değişiklik olmamış (7)</p>
<p>6. Epilepsinin Başlangıç Yaşı</p>
<p>Janszki ve arkadaşlarının yaptığı çalışmada epilepsi başlangıç yaşı ile VNS cevabı arasında ilişki bulamamışlardır (34).</p>
<p>7.Daha Önce Epilepsi Cerrahisi Geçirilmesi</p>
<p>Hastaların daha önce başarısız bir epilepsi cerrahisi geçirmiş olmaları VNS tedavisine iyi cevap vermeyebilir. Yapılan cerrahi ile bağlantılı olsa bile kallozotomiden sonra iyi sonuç alınırken diğer başarısız rezektif cerrahilerden sonra elde edilen VNS tedavisine cevap azdır ama vardır. Bu hastalarda eğer yeterli rezektif cerrahi yapıldı ise VNS’den başka tedavi alternatifleri de yoktur (16).</p>
<p>Yan Etkileri</p>
<p>Cerrahi ile ilişkili yan etkiler tecrübeli merkezlerde genellikle kabul edilebilir orandadır (6,63). Bunlar; hematom, geri dönüşlü sol vokal kord paralizisi ve yanlış elektrod yerleştirilmesidir. Geç komplikasyonlar ise, elektrod kırılması aletin çıkması ve aletin migrasyonudur. Çocuklarda da benzer komplikasyonlar görülür fakat bunlarda alet manipülasyonu ve rotasyonundan dolayı alet çıkarma oranı yüksektir (67). Ses kalınlaşması disfaji ve öksürme gibi stimülasyona bağlı etkiler zamanla azalır ve genellikle sınırlayıcı değildir. Terapötik ultrasonografik diatermi kullanımı üretici firma tarafından yasaklanmıştır. Hastalara kulalım kılavuzuna uyularak beyin MRI çekilebilir. Boyun ve göğüs MRI’ konturendikedir. Mamografi güvenlidir ve yapılabilir.</p>
<p>1. solunum paterni</p>
<p>Dispine VNS’in iyi tanımlanmış yan etkilerindendir genellikle stimülasyonla beraber olur. Bazı hastalar dispinenin fiziki aktivite esnasında olduğunu söyler, eğer çok etkiliyorsa bu aktiviteler öncesinde pil kapatılabilir (devamlı mıknatıs tutulması ile). Zumsteg ve arkadaşları (80) fiberoptik laringoskop uygulayarak yan etkisi olmayan iki dispnesi olan bir VNS olgusunu incelemiş ve sol vokal kordda adduksiyonun 0.25mA’da başladığını ve doz artımı ile kuvvetlendiğini ortaya koymuşlardır. VNS tedavisi esnasında solunum değişiklikleri uyku bozuklukları ile de beraber olabilir. Gece uyuyamamadan kaynaklanan gündüz uyumaları (31) ve bazı hastalarda gündüz uyanık kalma rapor edilmiştir(51).</p>
<p>2. Kardiak fonksiyon</p>
<p>Kalp hızında değişiklikler mevcuttur, fakat kronik VNS kullanımı ile ilişkili olan kardiak yan etki veya aritmi bildirilmemiştir (19,35,36,65). VNS ile tedavi edilen epilepsili hastalarda SUDEP olma olasılığı VNS siz epilepsili hastalarla aynıdır (2). Kronik VNS uygulamasında kardiak yan etki olmamasına rağmen, pil implante edilirken test esnasında nadir fakat çok önemli bir komplikasyon olan tam atrioventriküler nodal blok nedeniyle asistol olduğu rapor edilmiştir(1,3,69). Ventriküler asistol geçici ve genellikle bir vakada 45 saniye sürmesine ragmen kısa sürelidir (&lt;15 saniye)(69). Eğer cerrahi esnasında böyle bir komplikasyona rastlarsak yapılacak olan elektrotların yerini değiştirip testi tekrarlamak eğer hala devam ediyorsa cihaz çıkarılamalıdır.</p>
<p>3. Psikiyatrik Komplikasyonlar</p>
<p>Bir çok çalıma davranış ve ruhsal durumlar üzerinde iyi etkileri olduğunu göstermesine rağmen (11,58,71) bazı hastalarda artmış nöbet kontrolü, altta yatan davranış bozukluğu veya psikiyatrik rahatsızlığın ortaya çıkması gibi sebeplerden dolayı davranış bozukluğu gösterebilirler. Gatzonis ve arkadaşları (20) VNS uygulamasından sonra EEG normale dönen 35 yaşında bir erkek hastada akut psikoz geliştiğini rapor etmiştir. De Hert ve arkadaşları (13) VNS’li dört psikoz vakasını rapor etmişlerdir. Blumer ve arkadaşları (8) bir merkezdeki VNS uyguladıkları 81 hastayı rapor etmişler. Nöber oranında %75 in üzerinde düşme sonrasında 81 hastanın 7 sinde majör psikiyatrik hastalıklar ortaya çıkmış: altı hasta disforik bir hasta psikotik imiş. Katastrofik değişiklikler ve psikotik semptomlar disforik hastaların sırası ile beş ve dördünde görülmüş. Psikotropik ilaçlar altı hastada iyileşme sağlamış iki hastada VNS durdurulmuş. Bir hasta psikiatrik tedaviden faydalanmamış ve intihar sonucu kaybedilmiş. Hastaların hepsinde  VNS tedavisi öncesi disforik veya psikotik atakları vardı. Bu yayınlar, VNS tedavisi öncesinde eşlik eden disfori veya psikoz olgularında kötüleşme olabileceğini akılda tutmamız gerektiğini göstermektedir.</p>
<p>4. Postmortem Çalışmalar</p>
<p>Kronik VNS uygulamalarından sonra kaybedilen hastalara yapılan otopsilerde vagus sinirinde ve medüller  trakta aksonal patoloji veya beyin sapı anomalisine rastlanmamıştır (E. Tecoma, L. Hansen’in kişisel gözlemleri)</p>
<p>VNS’nün Epilepsideki endikasyonları: (Brief Summary1 of Safety Information for the VNS Therapy™ System [Epilepsy and Depression Indications] (August 2006)den alınmıştır)</p>
<p>Anti-Epileptik ilaç tedavisine dirençli parsiyel başlangıçlı nöbetleri olan 12 yaş ve üzerindeki çocuk ve erişkinlerde  nöbet sıklığını azaltmaya yönelik yardımcı tedavi yöntemidir</p>
<p>VNS’nin Epilepsi Dışı Endikasyonları</p>
<p>Epilepsi ile ilgili kullanımı esnasında yapılan çalışmalarda hastalarda ruhsal durum ve yaşam kalitesi üzerine pozitif etki oluşturduğu tespit edilmiştir (24,64). Bu gözlemler VNS tedavisi alan epilepsili hastalarda yapılan ruhsal durum çalışmaları bu bulguları desteklemiştir (17,22,23).</p>
<p>Temmuz 2005 tarihinde, FDA tarafından ilaca dirençli majör depresyonda kullanımı kabul edilmiştir. FDA tarafından kabul edilmesine vesile olan çalışma halen yayınlanmamıştır fakat daha önce yapılan çalışmalar kısa ve uzun dönemde tedaviye-dirençli depresyonda etkili olduğunu göstermiştir (52,62). Hayvan depresyon modelinde de VNS’in antidepresan aktivite gösterdiği ortaya konmuştur (42).</p>
<p>Diğer potansiyel endikasyonları ise Groves ve Brown tarafından incelenmiştir (21). Mümkün olan diğer ilginç endikasyonları kronik ağrı (9,10), migren (33) cluster başağrısı (53), obesite (61) ve Alzheimer hastalığı (66) olarak sayılabilir.</p>
<p>VNS’nün konturendikasyonları: (Brief Summary1 of Safety Information for the VNS Therapy™ System [Epilepsy and Depression Indications] (August 2006)den alınmıştır)</p>
<p>VNS tedavi sistemi  bilaterak veya sol servikal vagotomi geçiren hastalara uygulanamaz</p>
<p>VNS implantasyon prosedürü</p>
<p>GATA Epilepsi Cerrahisi Grubu olarak ayaktan cerrahi prosedürler içerisinde sayılabilecek olan bu cerrahi prosedürü genel anestezi altında uygulamaktayız</p>
<p>Pozisyon ve insizyon:</p>
<p>Hasta supine pozisyonunda baş nötral veya hafif sağa deviye olarak simite oturtulur. 5-10 derecelik başın ekstansiyonu mandibulanın cerrahi alandan uzaklaştırılması için faydalıdır. Hastalarımızda uyguladığımız cerrahi insizyon şu şekildedir: sternokleidomastoid kasın medial kenarı kalem ile işaretlenir daha sonra mastoid çıkıntı ile klavikula arası bu çizgi üzerinden ölçülür mesafenin yarısı cilt pililerine paralel olarak yapacağımız servikal inzisyonun yerini belirler bu insizyon 3 ila 4 cm olarak yapılabilir ve insizyonun ortası SCM kasın medial kenarında olmalıdır. Göğüs insizyonu ise klavikulanın 5-7 cm altına ve ona paralel olarak 4 cm’lik insizyon şeklindedir ve pili yerleştireceğimiz cebi insizyonun aşağısına doğru pilin girecegi büyüklükte yapmalıyız.</p>
<p>Elektrodların yerleştirilmesi: Elektrodların yerleştirilmesi için öncelikle karotid kılıf içerisinden 3 cm kadar sol vagus sinirinin serbestleştirilmesi gerekmektedir. Bu işlem için platizma kası insizyona dik olarak açılır, SCM kasının medialinden girilerek karotid arter pulsasyonu hissedildikten sonra karotid kılıf açılır ve sol vagus siniri serbestleştirmek için asılır 3 cm vagus sinir ortaya konulduktan sonra heliksial şekildeki elektrodlar yerleştirilir en proksimale + elektrod daha sonra – elektrod en son ile anchor elektrod yerleştirilir. Bu helezonik elektrodlar yerleştirildikten sonra  trakeaözefageal kapsüle ve SCM kasının üzerine looplar yapılıp elekrodlar tutturularak aşırı hareketlerle gerilmesi engellenmiş olur. Elektrodun distali passer kullanılarak göğüsdeki insizyondan çıkarılır jeneratör ile bağlantı kurulduktan sonra jenerator ile üzerine steril naylon geçirilmiş wand temas ettirilerek hasta bilgileri jeneratöre yüklenip test yapılır test esnasında elektrod ile vagus ve jeneratör başlantısı kontrol edilir ve stimülasyon yapılarak EKG’de değişiklik olup ulmadığı veya asistol olup olmadığı kontrol edilir. GATA Epilepsi Cerrahi Grubu olarak bz genellikle jeneratörü ameliyattan bir hafta sonra açıyoruz. Jeneratörün kontrolünde problem yoksa jeneratör hazırlanmış olan gögüsdeki cebe implante edilip askı sütürü ile tutturulur. Her iki insizon ciltaltı sütütleri atıldıktan sonra subkutiküler olarak kapatılır.</p>
<p>GATA Epilepsi Cerrahi Grubu olarak toplam ilaca dirençli epilepsisi olan ve rezektif cerrahi veya diskonneksiyon cerrahisi endikasyonu koymadığımız 11 hastaya VNS implante ettik.</p>
<p>Kaynak : <a href="http://www.beyincerrahisi.org/vns.htm">http://www.beyincerrahisi.org/vns.htm</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.norolojiportali.info/epilepside-vagus-sinir-uyaricisi/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Multipl Skleroz (MS)</title>
		<link>http://www.norolojiportali.info/multipl-skleroz</link>
		<comments>http://www.norolojiportali.info/multipl-skleroz#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 16 Jun 2009 15:04:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Multipl Skleroz]]></category>

		<category><![CDATA[MS]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.norolojiportali.info/?p=22</guid>
		<description><![CDATA[Bu yazı Multipl Skleroz (MS) ile ilgili genel bilgiler içermektedir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>MS NEDİR ?</strong></p>
<p> </p>
<p>Multipl Skleroz (MS) beyinde ve omurilikte, mesajları taşıyan sinir telleri etrafındaki koruyucu kılıfın (miyelin kılıfı) hastalığıdır. Kılıfın hasar gördüğü yerlerde sertleşmiş dokular (skleroz) yer almaktadır. Bu sertleşmiş alana da plak denir. Bu plaklar, sinir sistemi içinde pek çok yerde oluşabilir ve sinirler boyunca mesajların iletilmesini engelleyebilir.</p>
<p> </p>
<p>MS belirtileri, şiddet ve seyir yönünden hastadan hastaya çok büyük değişiklikler gösterebilir. Bazı hastalarda değişik hastalık tabloları arka arkaya ortaya çıkar, daha sonra tam ya da kısmi iyileşme görülür. Belirtiler etkilenen sinir sistemi bölgesine göre farklıdır. Bunlar arasında halsizlik, karıncalanma, uyuşma, duyu eksikliği, denge bozukluğu, çift görme görme azlığı, konuşma bozukluğu, titreme, kol ve bacaklarda sertlik, güçsüzlük, idrar kaçırma veya yapamama, erkeklerde cinsel güç azlığı &#8230; sayılabilir. Tanımlanan belirtilerin bir ya da birkaçına birlikte rastlanabilir.</p>
<p> </p>
<p>Multipl Skleroz (MS) genç insanlarda trafik kazaları dışında nörolojik nedenli özürlülüklerde birinci sırayı almaktadır. Hastalık genellikle gençlerde, kadınlarda, sosyo-ekonomik düzeyi yüksek toplumlarda, kentlerde yaşayan eğitim düzeyi yüksek kişilerde görülen bir hastalıktır.</p>
<p> </p>
<p>Hastalığın ilk belirtileri birkaç gün içinde ortaya çıkar; alevlenmeler ve düzelmelerle seyreder. Başlangıç dönemlerinde tam bir düzelme gösterirken bazen hastalığın ilerlemiş evrelerinde, az sayıda hastada baştan itibaren düzelmeler olmaksızın kötüleşme söz konusu olabilir.</p>
<p> </p>
<p>Bütün bunların dışında MS&#8217;in ne olmadığının da belirtilmesi, konunun daha iyi anlaşılması için yararlı olacaktır. Öncelikle Multipl Skleroz ölümcül bir hastalık değildir. Bu konuda yapılmış pek çok çalışma vardır. Bu çalışmalarda ortalama yaşam süresi açısından MS&#8217;lilerle sağlıklı bireyler arasında önemli bir fark olmadığı ortaya konmuştur.</p>
<p> </p>
<p>MS&#8217;li kişilerin, bazen aldıkları ilaçların etkisiyle enfeksiyon hastalıklarına karşı direnme güçleri azalır. Bu nedenle hastaların solunum yolları enfeksiyonları, idrar yolu enfeksiyonları gibi hastalıklara diğer insanlardan daha fazla yakalanma eğilimleri vardır.</p>
<p> </p>
<p>MS, bir akıl ya da ruh hastalığı değildir. Halkımız arasında &#8220;sinir hastalığı&#8221; deyimi akıl hastalığı deyimi ile aynı anlamda kullanılmaktadır. Oysa MS tıbbi olarak tamamen bir sinir sistemi hastalığı olup merkezi sinir sistemi ile organların bilgi iletişimini sağlayan omuriliğin miyelin tabakası üzerindeki fiziksel tahribatın bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır.</p>
<p> </p>
<p>MS kalıtsal bir hastalık değildir. Bununla birlikte, genel olarak ailelerde genetik ortak faktörler kuşaktan kuşağa taşındığından ailelerinde MS bulunan kişilerin MS&#8217;e yakalanma eğilimi az da olsa vardır. Bunlara ek olarak MS&#8217;te bulaşıcılık söz konusu değildir.</p>
<p> </p>
<p>MS&#8217;in nedeni henüz kesin olarak tespit edilebilmiş değildir. Bununla birlikte, beyin ve omurilikteki sinir telciklerinin etrafını saran miyelin tabakasının etkilendiği bilinmektedir. Burada bozulan, sinir dokusunun miyelin adı verilen özel bir bölümüdür ve bu tip bozukluğun adı &#8220;demiyelinizasyon&#8221;dur. Miyelininin bozulduğu alanda oluşan ve basitçe yara kabuğuna benzetebileceğimiz bu sınırlı alana da &#8220;PLAK&#8221; adını veriyoruz. Bu plaklar, daha önce yukarıda da belirttiğimiz gibi beyin ve diğer organlar arasındaki iletişimi engelleyerek bir takım bozuklukların oluşmasına neden olur.</p>
<p> </p>
<p>Merkezi sinir sistemi (MSS) öğeleri, fonksiyonlarına göre semptomların nereden kaynaklandığını belirlemeye yarar. Beyin, (cerebrum) düşünce ve hareketi kontrol eder. Bu bölgede demiyelinizasyon (miyelin eksikliği) ; hafıza, motivasyon, kavrama, kişilik, dokunma, duyma, görme ve kas gücünü etkileyebilir. Beynin arkasında yer alan beyincik (cerebellum), hareketlerdeki koordinasyon ile bacaklar, kollar ve elleri kapsayan kas etkinliklerini kontrol eder.</p>
<p> </p>
<p>Beynin bu bölümü, aynı zamanda yürüme, koşma gibi faaliyetler sırasında bedenin dengesini sağlar. Beynin 12 kranial sinirinin de etkilenme olasılığı vardır ki bunlar da ; görme, göz hareketleri, konuşma, yutkunma ve duymada zaaflara neden olabilir. Beyin sapı (brain stem), kafatasının merkezinde bulunur ve özerk (istem dışı) fonksiyonlar kadar göz hareketlerinden de sorumludur. Örneğin nefes almak, kalp atışları, terlemek, tuvalet gereksinimlerini karşılamak özerk fonksiyonlardır.</p>
<p> </p>
<p>Son bölüm ise omuriliktir (spinal cord). Bu, geniş bir elektrik hattı gibi sinir tellerinin üzerindeki emirlerin beyin ve bedenin diğer bölümleri arasında rahatça dolaşımını sağlar. Bu bölümdeki harabiyet, vücut ve beyin arasında iletişim kaybına neden olur. Dokunma algısını da içeren mesajların beyne ulaşımı engellenir. Benzer olarak bacaklar, eller ve diğer organlara yönelik beyin emirleri engellenir.</p>
<p> </p>
<p>Henüz bilinmeyen ve önceden anlaşılmayan bir nedenle ortaya çıkan ve en az 24-48 saat devam eden yeni bir nörolojik bozukluk (uyuşmalar, denge ve yürüme bozuklukları, görme bozuklukları ve kayıpları &#8230;.) veya uzun zamandır devam eden bir durumun belirgin kötüleşmesi şeklindeyse bu durum &#8220;ATAK&#8221; olarak değerlendirilir. Bir ay içinde olan tüm olaylar aynı atağın parçaları olarak düşünülür.</p>
<p> </p>
<p>Ataklar uygun şekilde ve mümkün olduğunca çabuk tedavi edilmelidir. Bu nedenle atak geçirdiğinizi düşünüyorsanız mutlaka zaman geçirmeden tedavinizi yürüten tıp merkezine başvurmalısınız. Bir atağın devam süresi ve ne zaman geçeceği önceden tahmin edilemez. İki atak arasında bir iyilik dönemi vardır. Bu dönem içinde hastalık ilerlemez ve vücut kendi kendini iyileştirmeye çalışır.</p>
<p> </p>
<p>İki atak arasındaki iyilik döneminin ne kadar süreceği de bilinememektedir. Bazı MS&#8217;liler bir ataktan sonra bazen uzun yıllar ikinci bir atak geçirmemektedirler.</p>
<p> </p>
<p><strong>MS TANISI NASIL KONUR ?</strong></p>
<p> </p>
<p>MS, beyin ve omurilikten gelen elektriksel mesajları organlara ileten sinirlerin miyelin adı verilen kılıflardaki iltihaplanmalar ve daha sonra bu iltihaplanan kısımlarda oluşan sertleşmeler nedeniyle mesajların organlara iletilmemesinden oluşur demiştik. Bu durum , bahsettiğimiz beynin ve omuriliğin çok farklı ve birbirine benzemeyen yerlerinde meydana geldiğinden değişik şikayetlere neden olur. Ortaya koyduğu sorunlar tablosu her hasta için farklıdır ve diğer hastalıkları çağrıştıran bir şekil alabilir.</p>
<p> </p>
<p>Laboratuar yöntemlerindeki büyük gelişmelere rağmen MS tanısı esas olarak hastanın öyküsü ile bulgu ve belirtilere dayanır. Yineleyip düzelmeler ile yani açıkça ayırt edilebilen ataklarla giden ve sinir sisteminde dağınık yerleşime ait bulguların saptandığı bir hastada tanı hiç zor değildir. Ancak bir atakla başvuran ya da hastalığın sinsi başlayıp yavaş yavaş ilerlediği durumlarda standart tanı kriterleri tam olarak karşılanmaz ve kesin tanı gecikebilir.</p>
<p> </p>
<p>İlk olarak baş dönmesi, çift görme, tek veya çift gözde görme azalması, dengesizlik ya da kol ve bacaklarda güç yitimi gibi semptomlar (belirtiler) ortaya çıkabilir. Nörolojik açıdan hastanın aşikar fonksiyon kayıplarının dışında kalan sistemlerine ait bozukluklar da saptanırsa MS&#8217;ten kuşkulanılır. Akabindeki dönemlerde, her bir atağın ardından görülen düzelici (remisyon) niteliği de gözlenirse tanı büyük ölçüde kesinleşir.</p>
<p> </p>
<p>Her iki bacakta yavaş ilerleyici güç azlığı özellikle tanı zorluğu gösteren bir durumdur. Bu hastalarda sinir sisteminin diğer bölgelerine ait tutuluş bulgularının varlığı ve yardımcı laboratuar incelemeleri ( manyetik rezonans görüntüleme, uyarılmış yanıtlar ) ile tanı konulabilir.</p>
<p> </p>
<p>Tanıya yardımcı araçlardan en önemlisi beyin ve omuriliğin Manyetik Rezonans Görüntüleme ( MRG ) yöntemiyle incelenmesidir. Beyindeki plaklar MRG ile açık olarak görülürler. Plakların etkinlikleri ise damar yoluyla para manyetik bir madde olan Gadolinyum ( Gd ) verilerek belirlenir. Bir plağın Gd tutması etkin olduğunu gösterir.</p>
<p> </p>
<p>Tanıya yardımcı olarak beyin omurilik sıvısının bazı özellikleri incelenebilir. Olignokal band, miyelin temelli protein, immun globulin G indeksi gibi ölçümlerde normal dışı değerler bulunması beyinde bağışıklık sistemiyle ilgili bir sorun olduğunun habercisidir. Ayrıca görsel, işitsel, ve bedensel uyarılmış yanıtlarda anormallikler olması da sırasıyla göz ve kulağın beyin bağlantıları üzerinde ve omurilikte yerleşmiş plağa işaret eder.</p>
<p> </p>
<p>Dikkatli bir hastalık öyküsü, nörolojik inceleme ve doğru kullanılmış laboratuar değerlendirmeleri genellikle kesin tanıyı sağlar. MS tanısının olabildiğince çabuk ve doğru konması önemlidir. Hastaların çoğu gençtir ve tanıya bağlı pek çok önemli yaşam kararı vermeleri ( eğitim, evlilik, çocuk &#8230;) gerekecektir. Ancak tanı netleşmeden hiçbir hastaya MS tanısı yakıştırılmamalıdır.</p>
<p> </p>
<p><strong>MS EN ÇOK HANGİ YAŞLARDA ORTAYA ÇIKAR ?</strong></p>
<p> </p>
<p>Hastaların yaklaşık 2/3&#8242;ünde ilk belirtiler, 20-40 yaşlar arasında ortaya çıkar ancak 10 yaş gibi erken başlangıçlı hastalar ve 40 yaşından sonra başlayan vakalar da vardır. Kadın-erkek dağılımı açısından kadınlarda 2/3 kat daha sıktır.</p>
<p> </p>
<p><strong>MS HANGİ ÜLKELERDE DAHA SIK GÖRÜLÜR ?</strong></p>
<p> </p>
<p>Genel olarak bir ülke ekvatora ne kadar yakınsa orada MS daha az görülür. Kuzey ülkeleri gibi soğuk, rutubetli ve yağışlı ülkeler MS&#8217;in en sık görüldüğü ülkelerdir. Her iki yarı kürede de ekvatordan uzaklaştıkça risk artmaktadır. En yüksek sıklığı 40-60 derece enlemler arasında görülür. Ülkemiz orta derece risk kuşağında yer almaktadır ve yaklaşık otuz-otuz beş bin MS&#8217;li olduğu sanılmakla birlikte dünyada bu sayının üç milyon kadar olduğu tahmin edilmektedir. Her ırkta görülen bir hastalıktır. Ancak beyaz ırk, sarı ve siyah ırka oranla daha sık hastalanmaktadır. Örneğin aynı enlemlerde yer alan Japonya ve ABD karşılaştırıldığında; Japonya&#8217;da hasta oranı 4/100.000 iken, Amerika&#8217;da 40/100.000 dolayındadır. Irsi olmamakla birlikte bu hastalık için genetik bir yatkınlığın söz konusu olduğu kabul edilmektedir.</p>
<p> </p>
<p><strong>FARKLI ŞEKİLLERİ VAR MIDIR? VARSA NASILDIR?</strong></p>
<p> </p>
<p>Seyir olarak hastalığın dört tipi vardır:</p>
<p> </p>
<p>1-İyi Huylu MS ( Benign ): Bu tipte hafif ataklar vardır ve atakları tam düzelme takip eder. Zamanla biriken bir kötüleşme olmaz ve kalıcı bir hasar bırakmaz. Bu tipte ilk belirti, genellikle el ve ayaklarda uyuşmalardır. Ancak hastalığın başlangıcından 10-15 yıl sonra , bazı olgularda küçük sekeller bırakabilirler. MS&#8217;li hastaların %10-15&#8242;i bu gruba dahildir.</p>
<p> </p>
<p>2-Tekrarlayan ve Düzelen Tip (Relapsing-Remitting): MS&#8217;lilerin yaklaşık %25&#8242;i bu gruba girer. Erken dönemde genellikle benign tipe benzer ve ataklardan sonra tam iyileşme olur. Ataklar; gün, hafta veya aylarca sürebilir. Ataklar daha önceki bulguların alevlenmesi veya yeni bir şikayet şeklinde olabilir. Yine de tekrarlayan ataklar sonrası bazı sekeller kalabilir.</p>
<p> </p>
<p>3-İkincil İlerleyen Tip: Başlangıcı &#8220;Tekrarlayan ve Düzelen&#8221; tip gibidir.Relapsing-Remitting MS&#8217;lilerin % 40-50&#8217;si ikincil ilerleyen tipe dönüşür. Tekrarlayan ataklar sonrası düzelme daha zorlaşabilir, hatta durabilir. Böylece sekeller artabilir. Bu grup genellikle hastalığın başlangıcının 15-20 yılı içinde ortaya çıkar.</p>
<p> </p>
<p>4-Birincil İlerleyen Tip: Ataklarla birlikte ya da ataksız seyir gösterebilir. Ataklı seyirde hastalığın başlangıcından itibaren giderek artan fonksiyonel kayıplar yani sakatlıklar ataklarla daha da şiddetlenebilir ve giderek kalıcı fonksiyonel bozukluklar artar. MS&#8217;lilerin % 10-15&#8242;i bu gruba girer.</p>
<p> </p>
<p>MS&#8217;lilerin üçte biri on yıl sonra da halen fonksiyoneldir ve özürlülük derecesi düşüktür. Bu nedenle yaşam kalitesini etkilese bile genel olarak iyi gidişli bir hastalık olarak kabul edilir. Hastalığın daha başlangıçta nasıl seyredeceğini bilmek olanaksızdır. Çünkü seyir kişiden kişiye değişmektedir. Ancak bazı hastalık özellikleri bize bir takım ipuçları verebilir. Örneğin; kadın olmak hastalığın ataklarla seyrediyor olması, birinci ile ikinci atak arasındaki sürenin uzun olması, ilk atakları iyileşerek atlatmak, hastalık başlangıç yaşının genç olması, ilk atakların dengesizlik, ellerde beceriksizlik, titreme gibi gibi bulgularla başlamaması gibi özellikleri iyi seyir lehindedir. Kısa sürede yatağa yahut tekerlekli sandalyeye bağımlı kalmak ya da yaşam süresini kısaltmak gibi klinik tablolar çok azdır.</p>
<p> </p>
<p><strong>HASTALIĞIN NEDENLERİ NELERDİR ?</strong></p>
<p> </p>
<p>Bu konuda pek çok farklı teoriler olmasına rağmen, elimizdeki bilgilere dayanarak MS&#8217;e neyin neden olduğu tam olarak saptanamamıştır. Yapılan değişik araştırmalarda hastalığa neden olabilecek çok çeşitli nedenler ( daha önce geçirilmiş virütik enfeksiyonlar, çevreden kaynaklanan bazı zehirli maddeler, beslenme alışkanlıkları, coğrafi etmenler, vücudun savunma sistemindeki bozukluklar ) sorgulanmışsa da hiç biri kesin neden olarak saptanamamıştır.</p>
<p> </p>
<p>Bazı araştırmacılar, MS&#8217;e henüz belirlenemeyen bir virüsün neden olduğunu ileri sürmektedirler. Bu teoriye göre, çocuklukta veya gençlik döneminde vücuda giren bu virüs; beş, on ya da on beş yıl gibi bir süre hiçbir belirti göstermeden vücutta kalmakta, daha sonra yine bilinmeyen bir nedenle, örneğin şiddetli bir üst solunum yolu hastalığı sırasında ortaya çıkmaktadır.</p>
<p> </p>
<p>Diğer bir grup bilim adamı ise, oto-immün ( vücudun kendi bağışıklık sisteminin neden olduğu ) bir hastalık olduğunu düşünmektedirler. Bu teoriye göre; vücudun bağışıklık sistemi normal olarak ,vücuda giren yabancı mikrop ya da viruslara karşı vücudu korumak için karşı saldırıya geçip onlarla mücadele etmesi gerekirken, MS&#8217;li kişilerde bilinmeyen bir nedenle, merkezi sinir sistemindeki sinirlerin miyelin kılıfına saldırıp onları tahrip etmektedir.</p>
<p> </p>
<p>Yine araştırmalar göstermiştir ki, MS bu hastalığa genetik bir yatkınlığı olan kişilerde daha sıklıkla görülmektedir. Bu, MS&#8217;in kalıtsal olduğu anlamına gelmez, fakat beyaz kan hücrelerinde bir cins HLA antigenleri bulunan kişilerin MS&#8217;e diğer insanlardan daha çok yakalandıkları anlaşılmıştır.</p>
<p> </p>
<p>Bu teorilerin tümünün bir arada etkileşim gösterdikleri de düşünülebilir. Yani genetik olarak yatkın kişilerde, MS ile ilgili bilinmeyen bir virüsün, vücudun bağışıklık sistemini olumsuz yönde harekete geçirerek, sinirlerin miyelin tabakasına saldırmaya ve onu tahrip etmeye yönlendirdiği söylenebilir.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p>Yazarlar :</p>
<p> </p>
<p>Prof Dr Egemen İdiman</p>
<p>Dr Şahi Kuray</p>
<p>Kanak : http://www.genetikbilimi.com/gen/multipskleroz.htm</p>
<p> </p>
<p>Bu yazı sadece bilgilendirme amaçlıdır ve hiçbir tıbbi tedavi kaynağı olarak kullanılamaz. Bu yazıda kendinizden birşeyler bulduysanız mutlaka TIP DOKTORLARINA başvurunuz. Tıp doktoruysanız ve bu yazının yanlış olduğunu veya eksik olduğunu düşünüyorsanız mutlaka mesaj atınız. Tıp doktorlarından gelen her türlü öneri, düzeltme ve makale mutlaka değerlendirilecektir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.norolojiportali.info/multipl-skleroz/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Sosyal Fobi (Sosyal Kaygı Bozukluğu)</title>
		<link>http://www.norolojiportali.info/sosyal-fobi-sosyal-kaygi-bozuklugu</link>
		<comments>http://www.norolojiportali.info/sosyal-fobi-sosyal-kaygi-bozuklugu#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 16 Jun 2009 14:56:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kaygı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.norolojiportali.info/?p=19</guid>
		<description><![CDATA[SOSYAL FOBİ ( SOSYAL KAYGI BOZUKLUĞU )
 
Tanımadık insanlarla karşılaştığı ya da başkalarının gözünün üzerinde olabileceği, bir ya da birden fazla toplumsal ya da bir eylemi gerçekleştirdiği durumdan belirgin ve sürekli bir korku duyma. Kişi, küçük duruma düşeceği ya da utanç duyacağı bir biçimde davranacağından korkar.
 
Korkulan, toplumsal ya da bir eylemin gerçekleştirilmesi gereken durumla karşılaşma hemen [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>SOSYAL FOBİ ( SOSYAL KAYGI BOZUKLUĞU )</strong></p>
<p> </p>
<p>Tanımadık insanlarla karşılaştığı ya da başkalarının gözünün üzerinde olabileceği, bir ya da birden fazla toplumsal ya da bir eylemi gerçekleştirdiği durumdan belirgin ve sürekli bir korku duyma. Kişi, küçük duruma düşeceği ya da utanç duyacağı bir biçimde davranacağından korkar.</p>
<p> </p>
<p>Korkulan, toplumsal ya da bir eylemin gerçekleştirilmesi gereken durumla karşılaşma hemen her zaman kaygı tepkisi doğurur. Ancak, toplumsal ya da bir eylemin gerçekleştirilmesi gereken bir durumla karşılaşmaktan kaçınma korkma ya da bununla ilgili kaygılı beklenti kişinin olağan günlük işlerini, mesleki işlevselliğini ya da toplumsal yaşamını önemli ölçüde bozuyorsa ya da kişi fobisi olacağına ilişkin belirgin bir sıkıntı duyuyorsa böyle bir tanı konması uygun olur.</p>
<p> </p>
<p>Sosyal fobisi olan kişiler hata yapma, gülünç duruma düşme ya da kendilerine yakışmayacaklarını düşündükleri davranışları yapma korkusu içindedir. Sosyal faaliyetlerde arka plana itilmiş olmaktan, dostça olmayan bir şekilde kendilerine davranılmasından, aptalca görünmekten, kontrolü kaybetmekten, panik yaşamaktan, ne söyleyeceğini bilememekten ve bir de bunlara eşlik eden birçok fiziki belirtileri,yaşamaktan korkmaktadır.</p>
<p> </p>
<p>Fiziksel Belirtiler Nelerdir?</p>
<p> </p>
<p>Sosyal Fobisi olan kişiler korku duydukları toplumsal durumlarda hemen her zaman kaygı semptomları yaşarlar.</p>
<p> </p>
<p>Korkulan bu durumlarla karşılaşıldığında genellikle yüz kızarması olur. Yüz kızarması çok yakınılan ama kontrol edilemeyen bir belirtidir. Dışardan kolayca fark edildiği içinde rahatsızlık vericidir. Yüz kızarması dışında terleme, çarpıntı, göğüste sıkışma hissi, ses titremesi ve kısılması,ağız kuruması, mide rahatsızlıkları, sıcak ve soğuk basmaları, kaslarda gerginlik, düşünce akışında yavaşlama, başta ağırlık hissi ya da baş ağrısı oluşabilir.</p>
<p> </p>
<p>Sosyal Fobide Kaygı Oluşturan Durumlar Nelerdir?</p>
<p> </p>
<p>Sosyal fobik insanların korktukları durumlar iki ana gruba ayrılabilir. Bunlardan ilki sosyal etkileşim gerektiren durumlar, ikincisi ise sosyal performans gerektiren durumlardır.</p>
<p> </p>
<p>Sosyal etkileşim gerektiren durumları Sohbete katılma (özellikle de karşı cinsle )otorite olan kişilerle ilişkiler, parti ve eğlence gibi sosyal faaliyetlere katılım,başkalarının önünde yeme ,içme ,yazma,yardım isteme, yer veya adres sorma, yeni birileri ile tanışma, göz kontağı gerektiren durumlar, hakkını savunmayı gerektiren durumlar olarak sıralayabiliriz.</p>
<p> </p>
<p>Sosyal performans gerektiren durumlara bir topluluk önünde konuşma, konferans verme, sorulara cevap verme,bir enstrüman çalma spor yapma, genel tuvaletlerde başkalarının olduğu bir anda ihtiyacını giderme örnek olarak verilebilir.</p>
<p> </p>
<p>Sosyal Fobiyle Sosyal Heyecan Arasındaki Farklar Nelerdir?</p>
<p>Ülkemizde sosyal fobi olmasa da topluluğa girme, toplulukta konuşma, özgürce davranabilme konularında çekingenlik oldukça sık görülen bir durumdur. Bunların büyük bir kısmı klinik düzeyde bir rahatsızlık olarak ele alınmayabilir. İnsanların bir iş yaparken, herhangi bir davranışta bulunurken, özelliklede birilerinin önünde kendilerini ortaya koymaya çalışırken belli bir heyecan duymaları olağan bir durumdur. Hatta böylesi bir heyecanın ilişkileri motive edici hazırlayıcı etkisi olduğundan, insanın daha iyiyi yapabilme isteğini arttırdığından söz edilebilir.</p>
<p> </p>
<p>Bir dereceye kadar sosyal ortamlardan çekinme doğal kabul edilmelidir. Çekingenlik ya da utangaçlık da kişiye ciddi bir yük korku getirmiyorsa problem olarak yer almaz.Temelinde başkaları tarafından gülünç bulunma, aşağılanma korkusu ile beslenen ve sonrasında izolasyona kadar götürebilecek olan sosyal fobiyi normal ve sağlıklı olduğunu düşündüğümüz sosyal heyecan ile karıştırmamak gerekir.</p>
<p> </p>
<p>Sosyal heyecanı sosyal fobiden ayıran en önemli özellik, bireyin topluluk önünde bir şeyler yapmaya devam ettikçe bu konuda deneyim kazandıkça sosyal heyecan azalırken, fobik durumlarda deneyim kazanmanın heyecan üzerinde etkili olmaması aksine kişilerin bu durumdan şiddetle kaçmaya çalışmalarıdır. Bu kaçınmanın da kişinin olağan günlük işlerini,mesleki ya da eğitimle ilgili işlevselliğini, toplumsal etkinliklerini ya da ilişkilerini önemli ölçüde bozmalıdır ya da kişi fobisi olacağına ilişkin belirgin bir sıkıntı duymalıdır.</p>
<p> </p>
<p>Sosyal Fobi Günlük Yaşamda Hangi Sorunlara Yol Açabilir?</p>
<p> </p>
<p>Sosyal fobisi olan kişiler, çoğu zaman sınav kaygıları ya da sınıf içi katılımdan kaçınmaları nedeniyle okulda yeterli bir başarı gösteremezler. Öğrenciler bildikleri halde parmak kaldıramaz,sözlülerde başarısız olurlar. Etkinliklere girmekten kaçınırlar.İş sahipleri gerekli atılımları yapamaz, çalışanlar kendilerini ortaya koyamaz,insiyatif kullanamaz, fikirler ileri süremez, iş değiştiremez, ulaşmaları gereken düzeylerden daha alt düzey işlere razı olup ilerleyemezler.</p>
<p> </p>
<p>İş kayıpları ve okul başarıları azalır üniversiteyi bırakmak durumunda kalabilirler. İşsiz kalmak sık görülen bir durumdur. Bazıları karşı cins ile ilişkilerinde benzer durumlar yaşadıklarından kendi başlarına arkadaş sahibi olamaz, bekar kalabilirler. Bulundukları ve yetiştikleri ortamı değiştirmek istemez, yakın aile dışındaki kişiler haricindekiler ile iletişimlerini sınırlarlar.</p>
<p> </p>
<p>Sosyal Fobide Kaçınma Davranışını Belirleyen Olumsuz Düşünceler Nelerdir?</p>
<p>Bunlar,</p>
<p> </p>
<p>a) Kişinin iç diyaloğunda yer alan kendini küçümseyen ve aşağılayan ifadeler</p>
<p> </p>
<p>b) Kişisel performansı değerlendirmede mükemmeliyetçi beklentiler</p>
<p> </p>
<p>c) Kişisel performansı değerlendirmede sadece olumsuz örneklere odaklanma</p>
<p> </p>
<p>d) Sosyal başarı ve başarısızlıklarının nedenlerini belirlemede patolojik bir örüntü geliştirme. Negatif sosyal durumları (beceriksizlik,zayıflık,vs.) pozitif sosyal durumları (şans,kader,diğerlerinin olumlu tutumu,vs.)</p>
<p> </p>
<p>Sosyal Fobinin Tedavisi Var mıdır?</p>
<p> </p>
<p>Bu kişilerin doğasında var olan utangaçlık ve olumsuz değerlendirileceklerine dair korkuları yardım istemelerini zorlaştırır. Bir başka engelleyici faktör ise, sosyal fobiklerin bu belirtilerinin bir rahatsızlık olduğunu fark etmemeleri ve değişmez kişilik özellikleri şeklinde algılamalarıdır. Ayrıca somatik belirtileri nedeniyle diğer tıp birimlerine başvurmaları psikolojik yardıma ulaşamama veya gecikme gibi sonuçlar doğurmaktadır.</p>
<p> </p>
<p>Sosyal fobi tedaviye oldukça iyi cevap veren bir rahatsızlıktır. Tedavi sürecinde ilaç ve psikososyal tedavi yaklaşımları ayrı veya birlikte kullanılabilir.</p>
<p> </p>
<p>Psikolojik tedavi yaklaşımında ağırlıklı olarak bilişsel-davranışsal psikoterapiler, sosyal beceri eğitimleri, gevşeme egzersizleri, bireysel ve sosyal etkinlik tedavileri uygulanabilmektedir. Psikolojik tedavilerle bireyler olumsuz düşünce ve davranış kalıplarını tanıyabilmekte, önyargıları ile kendilerine yönelik olumsuz tutumlarını değiştirerek, daha gerçekçe beklenti ve davranış kalıpları oluşturabilmekte, başa çıkma stratejileri geliştirebilmekte, eksik olan becerileri kazanmakta ve iletişim güçlerini arttırmaktadır.</p>
<p> </p>
<p>“Cesaret korkusuzluk değil, korkuya rağmen korkulan şeyin üzerine gidebilme</p>
<p>gücüdür”</p>
<p>Bende bir sosyal fobi olabilir diye düşünüyorsanız size en yakın sağlık merkezindeki uzmanlardan yardım alınız.</p>
<p> </p>
<p>Toplum sizi içinde görmek için bekliyor, neden hala bir kenarda oturup yaşamın yanınızdan akıp geçmesine izin veriyorsunuz.</p>
<p> </p>
<p>Yazar : Psk. Mine İnceler</p>
<p>Kaynak : http://www.sagmer.hacettepe.edu.tr/</p>
<p> </p>
<p>Bu yazı sadece bilgilendirme amaçlıdır ve hiçbir tıbbi tedavi kaynağı olarak kullanılamaz. Bu yazıda kendinizden birşeyler bulduysanız mutlaka TIP DOKTORLARINA başvurunuz. Tıp doktoruysanız ve bu yazının yanlış olduğunu veya eksik olduğunu düşünüyorsanız mutlaka mesaj atınız. Tıp doktorlarından gelen her türlü öneri, düzeltme ve makale mutlaka değerlendirilecektir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.norolojiportali.info/sosyal-fobi-sosyal-kaygi-bozuklugu/feed</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>
